|
اَلْعَامِلٌ (60) - I
= اَللَّفْظِي (58) + اَلْمَعْنَوِي (2)Cümle içinde kelimenin son harekesini belirleyen |
(58)
=
اَلسَّمَاعِي
(49) +
اَلْقِيَاسِي
(9)اَلْعَامِلُ
اللَّفْظِي
Dille söylenen âmil |
|
|
İşitmeye dayanan/Kaidesi olmayıp Araplardan duyulan |
|
|
Açıklama: Bir
ismi cer edenler. Cer harfleri ve manevi izafet harfleri cer görevi yaparlar.
Bu anlamda izafet harfleri = cer harfleri denilebilir. Normal izafet ise,
“fî”, “li” ve “min” cer harfinden birisi anlamındadır ve onda hazif
ve îsâl vaki olmuştur: غُلاَمٌ
لِزَيْدٍ =
غُلاَمُ
زَيْدٍ
Allah’a inandım / بِ: آمَنْتُ بِااللَّهِ (1
Açıklama: بِcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Alet, sebep, yer zarfı, zaman zarfı, değer ve karşılık, hal, geçişlilik, and, olumsuzluğu kuvvetlendirme, fazla olarak, Kalemleyazdım
/ كَتَبْتُ بِالْقَلَمِ
Onları günahları sebebiyle yok ettik (Enam 6/6) /فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ Gazetelerin çoğu İstanbul’da basılırتُطْبَعُ أَكْثَرُ الْجَرَائِدِ بِإِسْتَانْبُولَ / Borç, geceleyin gam, gündüz züldür / اَلدَّيْنُ
هَمٌّ بِاللَّيْلِ وَذُلٌّ بِالنَّهَارِ
Çiftçi tarlasını 1000 dinara sattı / بَاعَ
الفَلَّاحُ
حَقْلَهُ بِأَلْفِ دِينَارٍ
Öğrenci hocasının sözlerini dikkatle dinledi / إِسْتَمَعَ
الطَّالِبُ
إِلَى
أَقْوَالِ أُسْتَاذِهِ بِانْتِبَاهٍ
Hoca yeni çıkmış kitapları getirdi / أَتَى الْأًسْتَاذُ بِالْكُتُبِ الْحَدِيثَةِ Allah aşkına fakirlere yardım et! / بِاللَّهِ أَغِثِ
الفُقَرَاءَ
Allah kullarına asla zulmedici değildir
(Enfal 8/51) / وَأَنَّ
اللَّهَ
لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
Vekil olarak Allah yeter (Nisa 4/81, …) / وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
Bütün günahlardan tövbe ettim / مِنْ:
تُبْتُ مِنْ كُلِّ ذّنْبٍ (2
Açıklama: Sözlükte “den, dan” anlamına gelen مِنْcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Başlama yeri, başlama zamanı, sebep, kaynak-kök, çeşit, belirtme, açıklama, parça, ayrıntı-tafsil, iki şeyi ayrıt etmek, yeğleme-karşılaştırma, olumsuzluğu kuvvetlendirme, geçişlilik: Çocuk mektepten eve kadar koştu / جَرَى الطِّفْلُ مِنَ الْمَدْرَسَةِ إِلَى الْبَيْتِ Hafta başında kitabı okumaya başladım / جَعَلْتُ
أَقْرَأُ
الْكِتَابَ مِنْ أَوَّلِ
الْأُسْبُوعِ
Çocuk karnındaki bir ağrı yüzünden ağladı / بَكَى
الطِّفْلُ مِنْ وَجَعٍ فِي
بَطْنِهِ
O subay asil bir ailedendir / ذَلِكَ
الضَّابِطُ مِنْ أُسْرَةٍ
أَصْلِيَّةٍ
Müdür yünden bir elbise giydi / لَبِسَ الْكُدِيرُ ثَوْبًا مِنَ الصُّوفِ Hasta sütten bir yudum içti / شَرِبَ المَرِيضُ جَرْعَةً مِنَ الْلَبَنِ Satın aldığımız hurmayı yedik / أَكَلْنَا مَا اِشْتَرَيْنَاهُ مِنَ التَّمْرِ O çiçek, yeryüzünün çeşitli ülkelerinde yetişir / تَنْبُتُ
تِلْكَ
الزَّهْرَةُ
فِي الْأَقْطَارِ
الْمُخْتَلِفَةِ مِنَ الْعَالَمِ
Fabrika 5 katlıdır / يَتَرَكَّبُ الْمَصْنَعُ مِنْ خَمْسَةِ طَوَابِقَ Hoca, çalışkanı tembelden ayırt eder / يَعْرِفُ الْأُسْتَاذُ الْمُجْتَهِدَ مِنَ الْكَسْلَانِ Tacir memurdan daha zengindir / اَلتَّاجِرُ
أَغْنَى
مِنَ
الْمُوَظَّفِ
Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur (Hac 22/71) / وَمَا
لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَصِيرٍ
اِقْتَرَبَتِ
الْقَافِلَةُ مِنَ الْمَدِينَةِ
Kervan şehre yaklaştı (tek başına lâzım olan “ikterabe” fiili, “min”
harf-i ceri ile müteaddî oluyor yani meful alıyor)
Allah Teala’ya tövbe ettim / إلَي:
تُبْتُ اِلَى اللَّهِ
تَعَالَى (3
Açıklama: İsmin –e halini gösteren إِلَىcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Yer hakkında bitiş, zaman hakkında bitiş, yönelme, yakınlık, kat-nezd-yan, tafsil, “al” manasında: Mektebe ulaştık / وَصَلْنَا إِلَى الْمَدْرَسَةِ Yatsıya kadar seni bekledik / اِنْتَظَرْنَا إِلَى الْعِشَاءِ
Deniz kıyısına gitmeye karar verdik / قَرَّرْنَا
الذَّهَابَ إِلَى شَاطِئِ
الْبَحْرِ
Dostumun yanına oturdum / جَلَسْتُ إِلَى صَدِيقِي
Düşünme ona, konuşmaktan daha sevimlidir / اَلتَّفَكُّرُ
أَحَبُّ إِلَيْهِ مِنَ
التَّكَلُّمِ
Kitapta bab, fasıllara ayrılır / فِي
الْكِتَابِ
يَنْقَسِمُ
الْبَابُ إِلَى فُصُولٍ
Bu kılıcı al / إِلَيْكَ هَذَا
السَّيْفُ
Haramdan men edildim / عَنْ:
كُفِفْتُ عَنِ اْلحَرَامِ (4
Açıklama: Sözlükte “den, dan” anlamına gelen عَنْcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Uzaklık ve ayrılış, kaynak-çıkış, “yerine” manasına, hal, geçişlilik: Tren istasyondan uzaklaştı / اِبْتَعَدَ
الْقِطَارُ عَنِ الْمَحَطَّةِ
Haberi Halit’ten işittim / سَمِعْتُ
الْخَبَرَ عَنْ خَالِدٍ
نَابَ
الْمُسَاعِدُ عَنْ رَئِيسِ
الْقِسْمِ
الثَّانِي
فِي اجْتِمَاعِ
الرُّؤَسَاءِ
Başkanlar toplantısında ikinci dairenin başkanı yerine, yardımcısı bulundu Onun kasten öldürdü / قَتَلَهُ عَنْ قَصْدٍ
رَضِيَ
اللَّهُ عَنِ الصَّادِقِينَ
Allah doğrulardan razı olsun (tek başına lâzım olan “radıye” fiili, “an”
harf-i ceri ile müteaddî oluyor yani meful alıyor)
Her günahkar üzerine tövbe etmek vaciptir / عَلَى:
تَجِبُ
التَّوْبَة ُ
عَلَى كُلِّ
مُذْنِبٍ (5
Açıklama: Sözlükte “üzere, üzerine, üstüne, üstünde, beraber, den, için, de, ile, rağmen” anlamlarına gelen عَلَىcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Üst-üzerinde, yakınlık, uzaklık, “rağmen” manasına, öğüt-teşvik, hal, şart, zan, aleyhine olma-yük, geçişlilik için: Kitap masanın üzerindedir / اَلْكِتَابُ عَلَى الْمِنْضَدَةِ
Aile sofraya oturdu / جَلَسَتِ
الْأُسْرَةُ عَلَى الْمَائِدَةِ
Orman,
Müminler, sayılarının azlığına rağmen galip geldiler / اِنْتَصَرَ
الْمُؤْمِنُونَ عَلَى قَلَّةِ
عَدَدِهِمْ
Allah’ın kitabını okumalısınız / عَلَيْكُمْ بِقِرَاءَةِ كِتَابِ اللَّهِ İstanbul, Sultan II. Mehmet devrinde fethedildi / فُتِحَتِ الْقُسْطَنْطِنِيَّةُ عَلَى عَهْدِ السُّلْطَانِ مُحَمَّدٍ الثَّانِي Zengin, fakir oldu ama vakarı üzere devam etti / أَصْبَحَ
الْغَنِيُّ
فَقِيرًا
وَلَكِنَّهُ
بَقِيَ عَلَى وَقَارِهِ
اِشْتَرَيْتُ
لَكَ هَذَا
الْكِتَابَ عَلَى أَنْ
تَقْرَأَ
وَلَوْ
مَرَّةٍ
Bir defa olsun okuman şartıyla sana bu kitabı satın aldım Cahil, sabunu, peynir zannederek ısırdı / عَضَّ
الْجَاهِلُ
الصَّابُونَ عَلَى أَنَّهُ
جُبْنٌ
20 dinar borcu var / عَلَيْهِ عِشْرُونَ
دِينَارًا
Allah’ın laneti ikiyüzlülere olsun / لَعْنَةُ
اللَّهِ عَلَى الْمُنَافِقِينَ
Ben Allah Teala’nın/Teala içinkulcağızıyım لِ:
اَنَا
عُبَيْدٌ لِلَّهِ تَعَالَى (6
Açıklama: Sözlükte “için, mahsus, ait, var, e, a, üzerine, de, hakkında, yemin, tekit” anlamlarına gelen لِcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Sahiplik, lehte olma-fayda, sebep-gaye, izin, tahsis, taalluk: Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ındır (Bakara 2/284) / لِلَّهِ مَا فِي السَّمَوَاتِ
وَمَا فِي
الْأَرْضِ
Hâkim, suçsuzun lehine karar verdi / حَكَمَ الْقَاضِي لِلْبَرِيئِ Arkadaşımızı ziyaret için hastaneye gittik / ذَهَبْنَا إِلَى الْمُسْتَشْفَى لِنَعُودَ صَاحِبَنَا Öğrenciler Milli Kütüphanede okuyabilirler / لِلطُّلَّابِ أَنْ تَقْرَأُوا فِي الْمَكْتَبَةِ الْوَطَنِيَّةِ İyi netice muttakilerindir / (Araf 7/128) وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ
Dersianlayışını beğeniyorum / يُعْجِبُنِي
فَهْمُكَ لِلدَّرْسِ
İtaat eden cennettedir /فِي:
اَلْمُطِيعُ فِي اْلجَنَّةِ (7
Açıklama: Sözlükte “de, nerede” anlamlarına gelen فِيcer harfinin başlıca kullanıldığı manalar: Yer zarfı, zaman zarfı, hal, giyinmişlik, beraberlik, sebep-gaye, söz veya görüş konusu, geçişlilik (özellikle başlama fiilleriyle), “var, mevcut” manasında: Balık suda yaşar / يَعِيشُ
السَّمَكُ فِي الْمَاءِ
Geceleyin kar yağdı / نَزَلَ
الثَّلْجُ فِي الَّيْلِ
Ordu aslanlar gibi savaştı / قَتَلَ
الْجَيْشُ فِي شَجَاعَةِ
الْأَسَدِ
İmam, cübbesini giymiş olarak göründü / ظَهَرَ
الْإِمَامِ فِي جُبَّتِهِ
Sultan, beyleriyle birlikte çıktı / خَرَجَ
السُّلْطَانُ فِي أَوَامِرِهِ
Mücahitler, Allah adını yüceltme uğruna savaşır
/ يُجَاهِدُ
الْمُجَاهِدُونَ فِي إِعْلَاءِ
كَلِمَةِ
اللَّهِ
İstanbul’a gitmeye ne dersin? / مَاذَا
تَقُولُ فِي الذَّهَابِ
إِلَى
إِسْتَانْبُولَ؟
Subay hitaba başladı / شَرَعَ
الضَّابِطُ فِي الْخِطَابِ
Odada bir adam var / فِي الْغُرْفَةِ
رَجُلٌ
O’nun benzeri gibi hiçbir şey yoktur (Şura 42/11) / كَ:
لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ (8
Açıklama: Sözlükte “gibi, kadar” anlamlarına gelen كَcer harfi, benzetme ve tafsil için kullanılır:
Dünya top gibidir / اَلدَُنْيَا كَالْكُرَةِ
فِي
تُرْكِيَا
فَوَاكِهَ
كَثِيرَةُ
الْأَنْوَاعِ كَالتُّفَّاحِ والْبُرْتُقَالِ
والتِّينِ
Türkiye’de elma,
portakal, incir gibi birçok meyve vardır
Ölüme kadar Allah Teala’ya ibadet ederim / حَتَّى: اَعْبُدُ اللَّهَ تَعَالَى حَتَّى اْلمَوْتِ (9 Açıklama: Sözlükte “ye kadar, bile, hatta, ta ki” anlamlarına gelen حَتَّىcer harfi, zaman ve mekanda bitişi, sona erişi ifade eder: (Kadir gecesi)
fecir vaktine kadar selamettir (Kadir 97/5) / سَلَامٌ
هِيَ حَتَّى مَطْلَعِ
الْفَجْرِ
Yolcu limana kadar koştu / جَرَى
الْمُسَافِرُ حَتَّى الْمِينَاءِ
Nice okuyucular vardır ki Kur’an
onlara lanet eder / رُبَّ: رُبَّ تَالٍ
يَلْعَنُهُ الْقُرْآنُ (10
Açıklama: Sözlükte “olur ki, bazı, nice” anlamlarına gelen رُبَّcer harfi, anlaşılmamış bir işin olabileceği manasına ve çokluk için kullanılır: Olur ki aydın, ülkesinin gerçeklerini bilmez / رُبَّ مُثَقَّفٍ
لَا عِلْمَ
لَهُ
بِوَاقَائِعِ
بِلَادِهِ
Allah yolunda nice mücahitler şehit olmuştur / رُبَّ مُجَاهِدٍ أُسْتُشْهِدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاوُ الْقَسَمِ: وَاللَّهِ لَا اَفْعَلَنَّ
اْلكَبائِرَ (11
Allah’a yemin ederim ki asla büyük günahları yapmayacağım Açıklama: Yemin için başlıca üç harf kullanılır: بِ, تَ, وَ . “Vallâhi, yemin ederim, and olsun, hakkı için” anlamlarına gelirler: Allah’a and olsun / بِللَّهِ
Kur’an hakkı için / بِالْقُرْآنِ
Allah’a yemin ederim ki elbette farzları
yapacağım / تَاءُ الْقَسَمِ: تَاللَّهِ لَأََفْعَلَنَّ
اْلفَرَائِضَ (12
Te: Tallahi, kasem olsun ki. Kasem içindir.
مُذْ:
تُبْتُ مِنْ
كُلِّ ذََنْبٍ
فَعَلْتُهُ مُذْ يَوْمِ
اْلبُلُوغِ (13
Buluğ günden beri yaptığım tüm günahlara tövbe ettim Açıklama: مُذْ - مُنْذُcer harfleri “den, den beri” anlamlarına gelir, geçmiş zamanda iptida içindir: Üç gündür yağmur yağmadı / لَمْ
يَنْزِلِ
الْمَطَرُ مُذْ ثَلَاثَةِ
أَيَّامٍ
Buluğ gününden itibaren namaz farz olur / مُنْذُ:
تَجِبُ
الصَّلَاةُ مُنْذُ يَوْمِ
اْلبُلُوغِ (14
Münzü: Den, den beri. Geçmiş zamanda iptida içindir
Alim hariç, insanlar helak oldu / حَاشَا:
هَلَكَ
النَّاسُ حَاشَا اْلعَالِمِ (15
Hâşâ: İstisna içindir.
İlmiyle amel edenler hariç, alimler helak oldu / خَلَا:
هَلَكَ
اْلعَالِمُونَ خَلَا اْلعَامِلِ
بِعِلْمِهِ (16
Halâ: İstisna içindir. İhlaslılar hariç, amel edenler helak oldu / عَدَا:
هَلَكَ
اْلعَامِلُونَ عَدَا اْلمُخْلِصِ (17
Adâ: İstisna içindir. لَوْلَا: لَوْلَاكَ يَا رَحْمَةَ
اللَّهِ
لَهَلَكَ
النَّاسُ (18
Ey Allah’ın rahmeti, sen olmasaydın elbette insanlar helak olurdu Levlâ: Olmasaydı. Zamir bitiştiği zaman
başkasının mevcudiyetiyle bir şeyi imtina etmektir.
Niçin/neden isyan ettin? (Keymihe = keymâ
(elif’ten bedel he gelmiş) / كَيْمَ:
كَيْمَه عَصَيْتَ(19
Keyme: Niçin. Key (talil
içindir) + mâ (soru edatıdır). Lime (niçin) anlamındadır)
Umulur ki Allah Teala günahımı bağışlar / لَعَلَّ (في لغة
عُقَيْل): لَعَلَّ اللَّهِ
تَعَالَى
يَغْفِرُ ذَنْبِي (20
Lealle: Umulur ki, ta ki, belki. Tereci içindir. |
I |
|
حروف
تنصب الإسم
وترفع الخبر (8):
Şüphesiz Allah Teala her şeyi bilir/bilendir / إِنَّ: اِنَّ اللَّهَ
تَعَالَى
عَالِمُ
كُلِّ
شَيْءٍ (1
İnne: Şüphesiz, şüphe yok ki.
أَنَّ: اِعْتَقَدْتُ أَنَّ اللَّهَ
تَعَالَى
قَادِرٌعَلَى
كُلِّ
شَيْءٍ (2
Ben inanıyorum
ki, şüphesiz Allah Teala her şeye gücü yetendir
Sanki haram (tıpkı) ateştir / كَأَنَّ:
َكأَنَّ اْلحَرَامَ
نَارٌ (3
Keenne: Sanki, güya Cahil kurtulamadı fakat alim kurtuldu/kurtulur / لَكِنَّ: مَا فَازَ
اْلجَاهِلُ لَكِنَّ اْلعَالِمَ
فَائِزٌ (4
Lâkinne: Ancak, fakat, lakin.
لَيْتَ: لَيْتَ اْلعِلْمَ
مَرْزُوقٌ
لِكُلِّ أَحَدٍ (5
Keşke ilim, her kişi için verilmiş rızık olsaydı/herkes ilimle rızıklanmış olsaydı Leyte: Keşke
Umulur ki Allah Teala günahımı bağışlayıcıdır/bağışlar / لَعَلَّ: لَعَلَّ اللَّهَ
تَعَالَى
غَافِرُ ذ
َنْبِي (6
Lealle: Belki, umulur ki Açıklama: Bu altı harfe, “fiile benzeyen harfler” denilir. 7) إلَّا (في
الإستثناء
المنقطع): اَلْمَعْصِيَّة
ُ مُبَعِّدَة
ٌ عَنِ
اْلجَنَّةِ اِلَّا الطَّاعَةَ
مُقَرِّبَة
ٌ مِنْهَا
Günah cennetten
uzaklaştırıcıdır, ancak itaat/taat ona
yaklaştırıcıdır
İllâ: Ancak, başka. İstisna edatıdır. Açıklama: Bitişik olmayan,kesik olan istisnalarda kullanılır. Müstesna-i munkatı: الا ve kardeşleriyle topluluktan çıkartılmadığı halde bunlardan sonra gelendir: ما جائني القوم الا حمارا müstesna i munkatı da لكن manası vardır. O zaman örnek şöyle olur: ما جائني القوم لكن حمارا جاء. لَا (نفي الجنس): لَا فَاعِلَ
شَرٍّ
فَائِزٌ (8
Şer (günah)
işleyen kurtulucu olmadı/Hiçbir şer işleyen kurtulamaz
Lâ: Değil,
olmadı, hayır.
Açıklama: Cinsinden olan bütün fertlerden hükmü kaldıran. |
II |
|
حرفان
ترفعان
الإسم
وتنصبان
الخبر (2):
Açıklama: Bu ikisi leyse
manasında oldukları için bunlara leyse’ye benzeyen
denilmiştir. Bu ikisi Leyse’ye olumsuzlukta
benzemektedirler.Ancak mutlak mânada ve geleceği de nefyetmek
anlamında olmayıp; hâl-i nefyederler.
1) مَا (اَلمُشَبَّهَةٌ
بِلَيْسَ): مَااللَّهُ
تَعَالَى
مُتَمَكِّنًا
بِمَكَانٍ
Allah Teala, her
hangi bir mekanda yerleşik (mekana bağlı) değildir/olmadı
2) لَا (اَلمُشَبَّهَةٌ
بِلَيْسَ): وَلَا شَيْءٌ
مُشَابِهًا
ِللَّهِ
تَعَالَى
Allah Teala’ya
benzeyen bir şey olmadı / Hiçbir şey Allah Teala’ya
benzeyici değildir
Açıklama: Arapçada leyse’ye benzeyen 4 harf vardır: لَا,
مَا, إِنْ,
لَاتَ
Bu harfler isim
cümlesinin önüne gelerek manayı menfi yaparlar. لَا,
مَا, إِنْ harflerinin
isimleri merfudur.
لَا: Harfinin de amel edebilmesi için, isim ve haberinin nekra olması gerekir: Hiçbir gazete faydalı değildir / لَا جَرِيدَةٌ
مُفِيدَةً
Yağmur yağmamaktadır / مَا الْمَطَرُ
نَازِلًا
مَا: Harfinin haberinin
başına da, لَيْسَnin haberinin
başında olduğu gibi بِgelebilir:
Yemek masası
geniş değildir / مَا الْخِوَانُ
بِوَاسِعٍ
Kalem uzun değildir / إِنِ الْقَلَمُ
طَوِيلًا
لَاتَ: İsim ve haberinin zaman ismi olması gerekir ve isim hazfedilir (cümlede bulunmaz): اَلْوَقْتُ
وَقْتُ
رَاحَةٍ - لَاتَ وَقْتَ
رَاحَةٍ (=
لَاتَ اَلْوَقْتُ
وَقْتَ
رَاحَةٍ)
Zaman dinlenme
zamandır - Dinlenme zamanı değildir
|
III |
|
حروف
تنصب الفعل
المضارع (4):
Allah Teala’ya itaat etmemi severim/itaat etmeyi seviyorum / 1) أَنْ:
اُحِبُّ اَنْ اُطِيعَ
اللَّهَ
تَعَالَى
En: Mek, mak eki ile mastar manası verir.
لَنْ: لَنْ يَغْفِرَاللَّهُ
تَعَالَى لِلْكَافِرِينَ (2
Allah Teala, asla kafirleri bağışlamayacaktır / Elbette Allah Teala kafirleri bağışlamaz Len: Tekid-i nefy-i istikbal (gelecek zamanın kuvvetli
olumsuzluğu) içindir.
كَىْ: اُحِبُّ
طُولَ
اْلعُمْرِ كَىْ اُحَصِّلَ
الْعِلْمَ (3
İlim tahsil edebilmem için ömrün uzun olmasını severim/seviyorum Key: Sebep bildirir.
4) إِذَنْ:
قَوْلُكَ "إِذَنْ تَدْخُلَ
الْجَنَّةَ"
لِمَنْ
قَالَ:
"أُطِيعُ
“Allah Teala’ya itaat ediyorum” diyen kimseye (cevaben) “O halde/Öyleyse cennete girersin” sözün İzen: O halde. |
IV |
|
كلمات
تجزم الفعل
المضارع (15):
) تجزم فعلا
واحدا (4):A
(O Allah) doğurmadı ve doğrulmadı / 1) لَمْ: لَمْ يَلِدْ وَلَمْ
يُولَدْ
Henüz ömrüm fayda vermedi / 2) لَمَّا: لَمَّا يَنْفَعْ
عُمْرِي
Salih amel yapsın / 3) لَامُ
الْأَمْرِ:
لِيَعْمَلْ عَمَلًا
صَالِحًا
Günah işleme / 4) لَا فِي
النَّهْيِ: لَا تُذْنِبْ
) تجزم
فعلين
مُسَمِّيَين
شرطًا
وجزاءً (11):B
Açıklama: Bunlar iki fiil-i muzariyi cezm ederler. Birincisine şart,
ikincisine ceza denir.
Eğer tövbe edersen günahların bağışlanır / 1) إِنْ: إِنْ تَتُبْ
يُغْفَرْ
ذُنُوبُكَ
İn: Eğer
Her ne yaparsan ondan sorulursun / 2) مَهْمَا: مَهْمَا تَفْعَلْ تُسْئَلُ
مِنْهُ
Mehmâ: Her ne ki, her ne zaman
3) مَا: مَا تَفْعَلْ
مِنْ خَيْرٍ
تَجِدْهُ
عِنْد َاللَّهِ
تَعَالَى
Hayır olarak ne yaparsan, Allah Teala yanında onu bulursun Mâ: Değildir, olmaz. Olumsuzluk edatıdır. Şunlar
için de kullanılır: Müddet ifade etme (… müddetçe), cümleye mastar
manası verme, akıllı olmayanlar için soru edatı (ne?),
şart edatı, ism-i mevsul (o ki, o şey ki).
Kim salih amel yaparsa o kurtulan olur / 4) مَنْ: مَنْ يَعْمَلْ
عَمَلًا
صَالِحًا
يَكُنْ
نَاجِيًا
Men: Kim? Nerede olursan ol ölüm sana yetişir / 5) أَيْنَ: اَيْنَ تَكُنْ
يُدْرِكْكَ
اْلمَوْتُ
Eyne: Nerede. Ne zaman haset edersen helak olursun / 6) مَتَى: مَتَى تَحْسُدْ
تَهْلِكْ
Metâ: Ne zaman. Nerede günah işlersen işle Allah Teala seni bilir / 7) أَنَّى: اَنَّى تُذْْنِبْ
يَعْلَمْكَ
اللَّهُ
تَعَالَى
Ennâ: Nerede olursa, nereden, ne zaman, nasıl.
Hangi alim kibirlenirse Allah Teala ona gazaplanır / 8) أيُّ: اَىُّ عَالِمٍ
يََتَكَبَّرْ
يُبْغِضْهُ
اللَّهُ
تَعَالَى
Eyyü: Hangi, herhangi. [Eyyâne (أَيَّانَ): Olduğu zaman, ne zaman]
Her nerede yaparsan, amelin (fiilin) yazılır9) حَيْثُمَا: حَيْثُمَا تَفْعَلْ يُكْتَبْ فِعْلُكَ / Haysümâ: Her nerede. Ne zaman tövbe edersen/Tövbe ettiğin zaman tövben kabul olur / 10) إِذْمَا: اِذْْمَا تَتُبْ تُقْبَلْ تَوْبَتُكَ İzmâ: Olursa, olunca. 11) إِذَامَا: اِذََامَا تَعْمَلْ
بِعِلْمِكَ
تَكُنْ
خَيْرَ
النَّاسِ
İlminle amel ettiğin zaman/Ne zaman ilminle amel edersen, insanların en hayırlısı olursun İzâmâ: Olursa, olunca. |
V |
|
Kaidesi olan/Amelinde külli kaideyi zikretmek mümkün olan
|
|
الفعلُ
المطلقُ
Allah Teala her şeyi yarattı - Kur’an inmekle indi / نَزَلَ اْلقُرْآنُ
نُزُولاً - خَلَقَ اللَّهُ
كُلَّ
شَيْءٍ
Açıklama: Başkası kendisine tabi olup, kendisi
ise âmilde asıl olan fiil-i mutlaktır/genel anlamda fiildir. Her
fiil, ref’ eder ve nasb eder. Tâm, nâkıs, lâzım ve müteaddi
gibi her fiil için bir merfu (fail) gerekir.
) الفعل
التامّ1
Allah Teala bildi/bilir / عَلِمَ اللَّهُ
تَعَالَى
Açıklama: Her fiil için ötreli (fail, naibi fail, isim) bir kelime lazımdır. Eğer bu ötreli kelimeyle kelam tamamlanıyorsa böyle fiile tam fiil denir. Tam fiiller, fail ve meful alırlar. ) الفعل
الناقص (= كان
وأخواتها): صَارَ
– مَا
زَاَلَ (ما +
زَال) –
مَا دَامَ –
لَيْسَ - ... 2
Not: مَا زَالَ = مَا + زَالَ. Bu tür fiiller (mâ dâme, mâ beriha, mâ fenie, mâ infekke), “mâ + ...” olduğu için “mâ” ayrı yazılır ve hepsi de “süreklilik” ifade ederler. Eğer bunların başına “mâ” gelmezse o zaman nakıs fiil olmazlar tam fiil olurlar. Allah Teala, alimdir, hakimdir / كَانَ اللَّهُ
تَعَالَى
عَلِيمًا
حَكِيمًا
Asi azabı hak eden oldu / صَارَ اْلعَاصِى
مُسْتَحِقًّا
ِللْعَذَابِ
Günah işleyen Allah Teala’dan uzak olmaya devam etti / مَازَالَ اْلمُذْنِبُ
بَعِيدًا
مِنَ اللَّهِ
تَعَالَى
Ruh bedenin içinde olduğu sürece tövbe kabul edilir / وَيُقْبَلُ
التَّوْبَتُ مَادَامَ الرُّوحُ
دَاخِلا ً
فِى
اْلبَدَنِ
Allah Teala cisim değildir/olmadı / لَيْسَ اللَّهُ
تَعَالَى
جِسْمًا
Açıklama: Bunlara genel olarak kâne ve benzerleri (kardeşleri/soyundan
gelenler) denir. Ötreli kelimeyle kelam tamamlanmıyorsa bilakis mansub
bir habere ihtiyaç duyuyorsa böyle fiillere nakıs fiil denir (Nakıs
fiil olan kâne var kardeşleri, “oldu” manasındadırlar ve isim
cümlesinin başına gelirler. Bu fiiller aynı zamanda “oldu”
manasının dışında tam fiil olarak da
kullanılabilirler). Bunlara, anlamlarının tam ortaya
çıkması için tek başına isimleri yeterli olmayıp
habere ihtiyaç gösterdikleri için nakıs fiiller denilmiştir. Nakıs
fiiller, isim cümlesinin başına gelerek isim ve haber alırlar.
İsmini ref, haberini nasb ederler (Mübtedayı merfu, haberi mansub
okuturlar):
كَانَ: “idi, oldu, olmak, ol” anlamlarına gelir.
Ahmet zengin idi - Ahmet zengindir
/ كَانَ أَحْمَدُ
غَنِيًّا - أَحْمَدُ
غَنِيٌّ
أَصْبَحَ: Nitelediği ismin
belirtilen sıfata sabah vaktinde sahip olduğunu gösterir.
أَصْبَحَ الرَّجُلُ
مَرِيضًا –
اَلرَّجُلُ
مَرِيضٌ
Adam (sabah vakti)
hasta oldu/sabahladı -Adam hastadır
:صَارَ “oldu,
dönüştü” anlamını ifade eder. Bir durumdan başka bir
duruma dönüşmeyi belirtir.
Un ekmek oldu / صَارَ الدَّقِيقُ
خُبْزًا
أَضْحَى: Nitelediği ismin
belirtilen sıfata kuşluk
vaktinde sahip olduğunu gösterir.
İşçi (kuşluk vakti) yoruldu / أَضْحَى الْعَامِلُ مُتْعَبًا ظَلَّ: Nitelediği ismin
belirtilen sıfata sahip olarak
devam ettiğini belirtir. Nitelediği ismin belirtilen sıfata gündüz vaktinde sahip
olduğunu gösterir.
Cadde kalabalıklaştı / ظَلَّ الشَّارِعُ مُزْدَحِمًا وَإِذَا
بُشِّرَ
أَحَدُهُمْ
بِالْأُنْثَى ظَلَّ وَجْهُهُ
مُسْوَدًّا
وَهُوَ
كَظِيمٌ
Onlardan biri, kız ile müjdelendiği zaman içi öfke ile dolarak yüzü simsiyah kesilir! (Nahl 16/58) Çocuk gündüz oturdu / ظَلَّ الوَلَدُ
جَالِسًا
بَاتَ: Nitelediği ismin belirtilen sıfata gece sahip olduğunu, o şekilde gecelediğini belirtir. Hasta geceyi kıvranarak geçirdi / بَاتَ اْلمَرِيضُ مُتَأَلِّمًا Işık geceleyin zayıftı / بَاتَ
النُّورُ
ضَئِيلًا
أَمْسَى: Nitelediği ismin belirtilen sıfata akşam vakti sahip olduğunu belirtir. Tüccar (akşam
vakti) iflas etti / أَمْسَى التَّاجِرُ
مُفْلِسًا
Hoca yorgun olarak akşamladı / أَمْسَى الْأُسْتَاذُ مُتْعَبًا Bu beş fil genel olarak “oldu” diye tercüme edilir. Ancak bu olmanın zamanı fiile göre değişir. Bu fiiller, mazi, muzari ve emir siygasında gelebilirler: كَانَ
– صَارَ –
أَصْبَحَ –
أَضْحَى –
ظَلَّ –
أَمْسَى - بَاتَ
Bekçi uyanık olur / يَكُونُ الْحَارِسُ
مُسْتَيْقِظًا
Musibetlere karşı sabırlı ol /كُنْ صَابِرًا
عَلَى
المَصَائِبِ
مَا
زَالَ: Süreklilik bildirir.
Hasta halahayattadır / مَا
زَالَ الْمَرَيضُ
حَيًّا
مَا
بَرِحَ: Süreklilik bildirir.
Çocuk halahastadır / مَا
بَرِحَ الْوَلَدُ
مَرِيضًا
مَا
فَنِئَ: Süreklilik bildirir.
مَا اِنْفَكَّ: Süreklilik bildirir. Bu dördü yalnız
mazi ve muzari siygalarında gelirler: مَا
زَالَ – مَا
بَرِحَ – مَا
فِنِئَ – مَا
اِنْفَكَّ
Daima ihtilaftadırlar / لَا
يَزَلُونَ مُخْتَلِفِينَ
Cahil, inadında direnmektedir / لَا
يَفْنَئِ الْجَاهِلُ
مُصِرًّا
عَلَى
عَنَادِهِ
مَادَامَ: Kendinden önce gelen cümlenin müddetini kendinden sonraki cümleye bağlar. Yalnızca mazi siygası bulunur. Hayatta olduğum müddetçe Allah’a kulluk ederim / اَعْبُدُ
اللَّهَ مَدُمْتُ حَيًّا
Aç olduğun müddetçe ye / كُلْ مَادُمْتَ حَيًّا
لَيْسَ : Olumsuzluk bildirir, “değildir, hayır” anlamındadır. Yalnızca mazi siygası bulunur. Mümin zalim değildir / لَيْسَ الْمُؤْمِنُ
ظَالِمًا
Bu dördü, ismin haberiyle nitelendirilmesindeki sürekliliği anlatmaktadır. |
I |
اسمُ
الفعلِ
Her hasetçinin hasedi amelini yakar/yakıcıdır / كُلُّ
حَسُودٍ مُحْرِقٌ حَسَدُهُ
عَمَلَهُ
Açıklama: İsm-i fail, malum fiilinin ameli gibi amel yapar. |
II |
اسمُ
المفعولِ
Her tövbe eden ki tövbesi kabul edilmiştir / كُلُّ
تَائِبٍ مَقْبُولٌ تَوْبَتُهُ
Açıklama: İsm-i meful, meçhul fiili gibi amel eder. |
III |
الصفةُ
المُشَبَّهَةُ
اَلْعِبَادَةُ حَسَنٌ ثَوَابُهَا
وَاْلمَعْصِيَةُ قَبِيحٌ عَذَابُهَا
İbadet,
sevabı güzel olandır/İbadetin sevabı güzeldir ve
günah, azabı çirkin olandır/günahın azabı çirkindir
Açıklama: Sıfat-ı müşebbehe, kendi fiili gibi amel eder, kendi malum fiili gibi amel eder denmez. Çünkü sıfat-ı müşebbehe lazım fiillerden gelir, lazım fiillerden ise meçhul gelmez. Sülasi lazım fiilden türer, ifade ettiği mana ile devamlı olarak sıfatlanan kişi veya varlığı gösterir. İsm-i failde bir vasfı bildirir ancak bildirdiği vasıf devamlı değildir: Bu komutan yüreklidir/cesurdur / هَذَا
الْقَائِدُ شُجَاعٌ
Bu adam cömerttir / هَذَا
الرَّجُلُ كَرِيمٌ
كِتَابٌ أَسْوَدُ –
مِمْحَاةٌ سَوْدَاءُ
Siyah bir kitap – Siyah bir silgi (renk ve sakatlık bildiren أفْعَلُ - فَعْلاَءُ vezni ism-i tafdil değil) فَرِحٌ – ضَجِرٌ – شَبْعَانُ / شَبْعَى – بَخِيلٌ – سَهْلٌ – صُلْبٌ – بَطَلٌ – طَاهِرٌ – مُسْتَقِيمٌ - مُظْلِمٌ Sevinçli –
gamlı/gönü dar - tok
(erkek-dişi) – cimri – kolay – katı – kahraman – temiz – doğru
– karanlık
Not: Sıfat-ı müşebbehe sıygasaldır (fiilden türüyor, genelde de lazım fiilden)/sarfa aittir, sıfat ise nahve aittir. Bu ikisi birbirinin alternatifi değildir. Bazen aynı kelime, sarf açısından sıfat-i müşebbehe, nahiv açısından ise sıfat olur: Güzel bir adam geldi / جَاءَ رَجُلٌ حَسَنٌ
Sıfat-ı müşebbehe’nin 18 kalıbı vardır. Sıfat bu kalıplardan gelmişse ona sıfat-ı müşebbehe diyeceğiz. Bu kalıpların en çok kullanılanlarından bazıları: فَعْلاَنُ = رَحْمَنُ, فَعِيلٌ = رَحِيمٌ, فَعُولٌ = شَكُورٌ |
IV |
اسمُ
التفضيلِ
مَا
مِنْ رَجُلٍ اَحْسَنَ فِيهِ اْلحِلْمُ
مِنْهُ فِي
اْلعَالِمِ
Alimde olan hilimden (yumuşaklıktan) daha güzel bir yumuşaklık hiçbir kimsede olmamıştır/Alimde olan hilim güzelliğinden hiçbir kişide yoktur Açıklama: İsm-i tafdil, kendi fiilinin ameli gibi amel yapar. İsm-i tafdil, renk ve sakatlık dışında bir vasfın, bir niteliğin, bir varlıkta başka bir varlıktan daha çok olduğunu gösterir. Bu isim sülasi fiillerden erkek için أَفْعَلُ vezninde, dişi için ise فُعْلَى vezninde türer: -
اَلشَّمْسُ أَكْبَرُ مِنَ
الْقَمَرِكَبُرَ
– كَبِيرٌ -
أَكْبَرُ /
كُبْرَى
Büyüdü – büyük – daha büyük / en büyük – Güneş Aydan daha büyüktür İyi خَيْرٌ, kötü شَرٌّve en sevgili حَبُّsıfatları, ism-i
tafdil olarak kullanılır:
Namaz uykudan daha iyidir / اَلصَّلاَةُ خَيْرٌ مِنَ
النَّوْمِ
Yalancılık, hırsızlıktan daha kötüdür / اَلْكَذْبُ شَرٌّ مِنَ
السَّرْقَةِ
İnsana en sevgili gelen şey, elde edemediğidir / حَبُّ شَيْئٍ
إِلَى
الْإِنْسَانِ
مَا مُنِعَ
|
V |
المصدر
يُحِبُّ
اللَّهُ
تَعَالَى اِعْطَاءً لَهُ عُبْدُهُ
فَقِيرًا دِرْهَمًا
Allah Teala, kulunun kendisi için/rızası için bir fakire para vermesini sever Açıklama: Kendi fiilinin ameli gibi amel yapar |
VI |
الإسمُ
المضافُ
Allah Teala’ya ibadet etmek hayırdır/hayırlıdır / عِبَادَةُ اللَّهِ
تَعَالَى
خَيْرٌ
Açıklama: Muzaf,
muzaf-ı ileyhin son harekesini esre yapar.
مُعَلِّمُ الْمَدْرَسَةِ
- مُعَلِّمَا الْمَدْرَسَةِ
- مُعَلِّمُوا الْمَدْرَسَةِ
Mektebin öğretmeni - Mektebin iki
öğretmeni - Mektebin öğretmenleri
Mektebin iki
öğretmenini gördüm / رَأَيْتُ مُعَلِّمَيِ الْمَدْرَسَةِ
Mektebin iki
öğretmenini selamladım / سَلّمْتُ
عَلَى مُعَلِّمَيِ الْمَدْرَسَةِ
Mektebin öğretmenlerini gördüm / رَأَيْتُ مُعَلِّمِي الْمَدْرَسَةِ
Mektebin öğretmenlerini selamladım / سَلّمْتُ
عَلَى مُعَلِّمِي الْمَدْرَسَةِ
كِتَابٌ
– كِتَابِي,
عَصَا – عَصَاىَ,
مُحَامِي – مُحَمِيَّ
- كِتَابَانِ – كِتَابَايَ
Kitap-kitabım, değnek-değneğim,
avukat-avukatım, iki kitap-iki kitabım
İki
kitabımı aldım / أخَذْتُ كِتَابَىَّ
Kalemi, iki
kitabımın üzerine koydum / وَضَعْتُ
الْقَلَمَ
عَلَى كِتَابَيَّ
Rabbimiz! Beni, ana-babamı bağışla / رَبَّنَا
اغْفِرْلِي
وَلِوَالِدَيَّ
مُعَلِّمُونَ
–
مُعَلِّمُويَ
= مُعَلِّمِيَّ,
بَنُونَ –
بَنُويَ = بَنِيَّ
Öğretmenler-öğretmenlerim, oğullar-oğullarım |
VII |
الإسمُ
الْمُبْهَمُ
التَّامُ
اَلتَّرَاوِيحُ عِشْرُونَ رَكْعَةً
Teravih rekat olarak 20’dir/Teravih 20 rekattır (“rekaten” kelimesi, “işrûne” nin temyizidir) Açıklama: Kelimenin sonunu üstün yapar. |
VIII |
مَعْنَى
الْفِعْلِ
(إسمُ الفعلِ)
هَيْهَاتَ اْلمُذْْنِبُ
مِنَ
اللَّهِ تَعَالَى
(اَىْ بَعُدَ)
Günah işleyen
Allah Tela’dan uzak oldu (uzak oldu, fiili mazi manasında)
Günahı terk et (terk et, emr-i hazır manasında) / تَرَاكِ ذََنْبًا (اَىْ
اُتْرُكْ)
مَا فِى
الدُّنْيَا
رَاحَة ٌ(اَىْ
مَا حَصَلَ)
Dünyada
rahatlık yoktur/hasıl olmamıştır (zarf-ı
mustakardır)
Alimin ahlakının Muhammedî olması gerekir / يَنْبَغِ لِلْعَالِمِ اَنْ يَكُونَ مُحَمَّدِيًّا خُلُقُهُ (اَىْ يَلْزَمُ) (ism-i mensub da
manay-ı fiildendir)
Açıklama: Kendisinden fiil manası anlaşılan kelimelerdir fakat fiil gibi çekilmezler. Mazi, muzari ve emir olmak üzere üç çeşittir: هَيْهَاتُ
- وَيْ – صَهْ –
حَيَّ –
هَاؤُمْ–
هَيْتَ /
هَيًّا –
هَلُمَّ - –
أُفٍّ –
أَمَامَكَ –
دُونَكَ –
وَرَائَكَ –
مَكَانَكَ –
إِلَيْكَ
عَنِّي –
رُوَيْدَكَ
Ne uzak! (mazi manasında) – şaşarım/vay (muzari manasında) – sus! – haydi, gel! – alın! – haydi, çabuk! – gel, getir! – canım sıkılıyor, bıkarım – ilerle! – al! – geri al! – olduğun yerde dur! – benden uzak ol! – yavaş ol, ağır ol Sülasi fiilden فَعَالِ vezninde yapılanlar:
نَزَلَ
– نَزَالِ, تَرَكَ
– تَرَاكِ,
جَلَسَ – جَلاَسِ,
سَكَتَ - سَكَاتِ
İndi-in!, bıraktı-bırak!, oturdu-otur!, sustu-sus! Anne-babana “öf”
bile deme (İsra 17/23) / فَلَا
تَقُلْ
لَهُمَا أُفٍّ
Namaza gel! / حَيَّ عَلىَ
الصَّلاَةِ
فَأَمَّا
مَنْ
أُوتِيَ
كِتَابَهُ
بِيَمِينِهِ
فَيَقُولُ هَاؤُمُ اقْرَءُوا
كِتَابِيَهْ
O zaman kitabı sağ eline verilmiş olan der ki: “Gelin, kitabımı okuyun” (Hâkka 69/19)] |
IX |
اَلْعَامِلُ
الْمَعْنَوِي (2)
Dille söylenmeyen |
|
رافعُ
المبتدأَ
والخبرَ
Muhammed (sav), Allah’ın elçisidir / مُحَمَّدٌ
رَسُولُ اللَّهِ
Açıklama: Mübteda ve haberi ref eden âmil gözükmüyor/telaffuz edilmiyor. |
I |
رافعُ
الفعلَ
المضارعَ
Allah Teala tövbe edene merhamet eder / يَرْحَمُ اللَّهُ تَعَالَى التَّائِبَ |
II |
اَلْمَعْمُولُ (30) - II
= مَعْمُولُ الْأَصَالَةِ (25) + مَعْمُولٌ بِالتَّبَعِيَّةِ (/ اَلتَّوَابِعُ) (5)Amillerin amel ettikleri kelimeler / Kendisinde amilin etkisi bulunanlar |
مَعْمُولُ الْأَصَالَةِ (25)
= اَلْمَرْفُوعُ (9) + اَلْمَنْصُوبُ (13) + اَلْمَجْرُورُ (2) + اََلْمَجْزُومُ (1)
Âmilin, vasıta gerekmeksizin müessir olmasıdır |
|
اَلْمَرْفُوعٌ (9)
|
|
الفاعل
Allah Teala tövbe edene merhamet etti/etsin
/ رَحِمَ اللَّهُ تَعَالَى
التَّائِبَ
Camı kırdım / كَسَرْتُ الزُّجَّاجَ
لَعِبَ الْأَطْفَالُ فَتَعِبُوا
Çocuklar oynayıp yoruldular (fiil başta gelince, fail ikil veya
çoğul olsa da, fiil tekil geliyor, fiil sonra gelirse, bu hususlarda
faile uyuyor)
|
I |
نائب
الفاعل
Tövbe edene merhamet edildi/Tövbe eden merhamet olunsun
/ رُحِمَ التَّائِِبُ
Açıklama: Meçhul fiilli cümlede fail olmaz, meful-i bih onun yerine geçer ve failin irabını alır. Bu kelimeye naib-i fail denir. Adam kapıyı açtı – Kapıaçıldı / فَتَحَ
الرَّجُلُ الْبَابَ - فُتَحَ الْبَابُ
عَلَّمَ
الْمُعَلِّمُ
التِّلْمِيذَ
الْقِرَاءَةَ
– عٌلِّمَ التِّلْمِيذُ الْقِرَاءَةَ
Öğretmem öğrenciye okumayı öğretti – Öğrenciye okuma öğretildi (Etken fiilli cümlelerde birden fazla meful varsa sadece ilk meful-i bih, naib-i fail olur) Öğrenciler sınıfta oturdu – Sınıfta oturuldu
/ جَلَسَ
الطُّلاَّبُ فِي
الصَّفِّ –
جُلِسَ فِي
الصَّفِّ
|
II
|
المبتدأ
والخبر
Muhammed (sav) peygamberlerin sonuncusudur / مُحَمَّدٌ
خَاتَمُ اْلأَنْبِيَاءِ
(عَلَيْهِمُ
الصَّلاَةُ
وَالسَّلام)
Açıklama: Mübteda asıl olan marife olmasıdır ancak bunun istisnaları vardır: Değerli bir dost bizi ziyaret etti (Mübteda tavsif
edilmiş) / صَدِيقٌ عَزِيزٌ
زَارَنَا
Hapiste hiç kimse yok (Nefiy’den sonra gelmiş) / مَا أَحَدٌ فِي
السِّجْنِ
أَ زَائِرٌ سَأَلَ عَنِ
المُدِيرِ؟
Müdürü arayan/soran bir
ziyaretçi oldu mu? (Soru edatından sonra gelmiş)
فِي
الغُرْفَةِ حَمَامَةٌ
Odada bir
güvercin vardır (câr ve mecrûrdan ibaret olan haber mübtedan önce
gelmiş)
|
III- IV |
اسم
باب كَانَ
Allah Teala, alimdir,
hakimdir / كَانَ اللَّهُ تَعَالَى
عَلِيمًا
حَكِيمًا
|
V
|
خبر
باب إِنَّ
Muhakkak ki (ölümden sonra) diriliş gerçektir / إِِنَّ
اْلبَعْثَ حَقٌّ
Açıklama: İnne ve kardeşleri 6’dır: اِنَّ
– أَنَّ –
كَأَنَّ –
لَكِنَّ –
لَيْتَ –
لَعَلَّ
Muhakkak ki –
muhakkak ki – gibi – fakat – keşke – belki, umulur ki
Gerçek, muhakkak ki cehaletin ar olduğudur / اَلْحَقُّ أَنَّ الْجَهْلَ
عَارٌ
|
VI
|
خبر
لا لنفي
الجنس
Hiçbir riyakarın ameli makbul değildir/kabul edilmez / لَاعَمَلَ
مُرَاءٍ مَقْبُولٌ
Açıklama: Bazıları bunu, onun gördüğü işi gördüğü için inne’nin kardeşleri içinde zikreder. |
VII |
اسم
ما و لا المُشْتَهَبَيْنِ
بِلَيْسَ
Kibirlenmek alime yakışmaz ve haset helal değildi / مَا التَّكّبُّرُ لَائِقًا لِلْعَالِمِ
وَلَا حَسَدٌ حَلاَلًا
|
VIII
|
الفعل
المضارع
خالي عن
النواصب والجوازم
Allah Teala tevazuu/alçak gönüllülüğü sever / يُحِبُّ اللَّهُ
تَعَالَى
التَّوَاضُعَ
Açıklama: Muzari fiili nasb edenler: أَنْ: Muzariye
mastar manası verir ve gelecek zamanı gösterir.
Genç bir kitap okumak istedi / أَرَادَ
الشَّابُ أَنْ يَقْرَأَ
كِتَابًا
لَنْ: Manayı gelecek zamana çevirir ve menfi yapar. Ona bir şey yazmayacağız / لَنْ نَكْتُبَ
لَهُ
شَيْئًا
إِذًا,
إِذَنْ:
(“Dinleneceğim”
diyene) Öyleyse yorgunluğun gider / إِذَنْ يَذْهَبَ
تَعْبُكَ
كَيْ: Sebep anlatır. Öğrenci, öğrenmek için okuyor / يَقْرَأُ
الطَّالِبُ كَيْ يَتَعَلَّمَ
لِ:
لَامُ
التَّعْلِيلُ:
نَذْهَبُ
إِلَى
الْمُسْتَشْفَى لِنَعُودَ صَدِيقَنَا
الْمَرِيضَ
Hasta
arkadaşımızı ziyaret etmek için hastaneye gidiyoruz
لَامُ
النَّفْيِ:
İkiyüzlülerle arkadaşlık edecek değiliz / مَا
كُنَّا لِنُصَاحِبَ الْمُنَافِقِينَ
حَتَّى: Ta ki, -ceye kadar Sıra gelinceye kadarkonuşma / لَا
تَتَكَلَّمَ حَتَّى يَأْتِيَ
دَوْرَكَ
أَوْ: Yahut
manasına gelen bu edat إِلَىve إِلَّاmanasında
kullanıldığı zaman muzarii nasbeder.
Hata işleyen cezalandırılır veya özür diler / يُعَاقَبُ
الْمُخْطِيُّ أَوْ يَعْتَذِرَ
فَ: Nefiy veya
talepten sonra gelerek muzarii nasbeder.
Okumadı ki bilsin / لَمْ
يَقْرَأْ فَيَعْلَمَ
İyilik et sevap kazan / اِعْمَلِ
الْخَيْرَ فَتَنَالَ الثَّوَابَ
وَاوُ
الْمَعِيَّةِ: Nefiy veya
talepten sonra gelirse, muzarii nasbeder.
لَا
تَغْتَبِ
النَّاسَ وَتَتَحَدَّثَ عَنْ إِثْمِ
الغِيْبَةِ
Gıybetin günahından söz edip de (kendin) halkı çekiştirme Muzari fiili cezm
edenler:
a) Bir muzariyi
cezm edenler
لَمْ: Muzari fiili
menfi yapar, fiilin manasını maziye çevirir.
Öğrenci bir kitap okumadı / لَمْ يَقْرَأْ الطَّالِبُ
كِتَابًا
لَمَّا: Muzari fiili menfi yapar, fiilin manasını maziye çevirir, işin henüz olmadığını (menfi durumun süregeldiğini) anlatır. Ali bir kitap satın aldı, henüz okumadı / اِشْتَرَى
عَلِيٌّ
كِتَابًا وَلَمَّا يَقْرَأْهُ
لِ: Emir için kullanılır. Her öğrenci dersini iyice yapsın / لِيُتْقِنْ كُلُّ
طَالِبٍ
دَرْسَهُ
لَا: Bir işin olmamasını, yapılmamasını istemek (nehiy) için kullanılır. Pencereyi açma / لَا تَفْتَحْ النَّافِذَةَ
b) İki
muzariyi cezm edenler
مَنْ:
Kim çok okursa bilgisi artar / مَنْ يَقْرَأْ كَثِيرًا تَزْدَدْ مَعْرِفَتُهُ
مَا:
Ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir (Bakara 2/197) / مَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ
إِنْ:
Okursan anlarsın / إِنْ تَقْرَأْ تَفْهَمْ
إِذْمَا:
Koşarsan yorulursun / إِذْمَا
تَجْرِ
تَتْعَبْ
مَهْمَا:
Ne yaparsan onu yaparım / مَهْمَا
تَفْعَلْ أَفْعَلْ
مَتَى:
Ne zaman yalan söylersen hor görülürsün / مَتَى
تَكْذِبْ تُحَقَّرْ
أَيَّانَ:
Ondan ne zaman yardım istersen sana yardım eder / أَيَّانَ
تَسْتَجِدْ بِهِ يُنْجِدْكَ
أَيًّا:
Kimi sayarsan (hürmet edersen) sayarım / أَيًّا
تَحْتَرِمْ
أَحْتَرِمْ
أَيْنَ:
أَيْنَ مَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ
اللَّهُ
جَمِيعًا
Nerde olursanız olun Allah sizi bir araya toplar (Bakara 2/148)
أَيْنَمَا:
Nerede olursanız olun ölüm size erişir (Nisa 4/78) / أَيْنَمَا تَكُونُوا يُدْرِكْكُمُ الْمَوْتُ أَنَّى:
Nereye gidersen giderim / أَنَّى
تَذْهَبْ أَذْهَبْ
:حَيْثُمَا
Nereye kar yağarsa (orada) hava soğuk olur / حَيْثُمَا
يَنْزِلْ الثَّلْجُ يَبْرُدْ الْجَوُّ
كَيْفَمَا:
Nasıl vurursan öyle vurur / كَيْفَمَا
تَضْرِبْ
يَضْرِبْ
|
IX
|
اَلْمَنْصُوبُ (13) |
|
المفعولُ
المُطلقُ
تُبْتُ تَوْبَةً نَصُوحًا
Tövbe-i nasûh (kesin tövbe etmek) ile tövbe ettim (tevbeten: meful-i mutlak nev’î, nasûhan: sıfat) Açıklama: Meful-i mutlak, fiilden sonra fiilin manasını kuvvetlendirmek, çeşidini bildirmek ve sayısını bildirmek için, o fiille aynı kökten gelen mastardır. Aç öyleyedi ki! / أَكَلَ الْجَائِعُ أَكْلًا Onu, zalimin dövdüğü gibi (zalim dövüşüyle)
dövdü / ضَرَبَهُ ضَرْبَ الظَّالِمِ
Hasta bir defa yemek yedi / أَكَلَ الْمَرِيضُ أَكْلَةً Müslüman iki secde yaptı / سَجَدَ
الْمُسْلِمُ سَجْدَتَيْنِ
Hastayı üç defa ziyaret ettim / زُرْتُ
الْمَرِيضَ ثَلَاثَ زِيَارَاتٍ
- Meful-i mutlak olarak eş anlamlı bir mastar kullanılabilir: Bir sevinç sevindim / سُرِرْتُ فَرَحًا - Meful-i mutlak olarak kullanılan mastar bazen hazf olur, niteliği bildiren sıfat, onun yerine kullanılır: فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا
Az gülsünler, çok ağlasınlar (Tevbe 9/82, قليلا ve كثيرا sıfatları, hazf olunmuş mutlak meful ضَكِكًا ve بُكَاءً kelimelerinin naibidirler) -كُلٌّ veبَعْضٌ kelimeleri mastara muzaf olarak kullanılır: Tamamen meyletmeyin (Nisa 4/129) / فَلَا
تَمِيلُوا كُلَّ الْمَيْلِ
Nasihat ona biraz yaradı / نَفَعَهُ
النُّصْحُ بَعْضَ
النَّفْعِ
|
I |
المفعول
بِه
Allah Teala’ya
ibadet ediyorum (Teala: Sıfat) / اَعْبُدُ اللَّهَ تَعَالَى
Açıklama: Meful-i bih, failin işlediği işten etkilenen isimdir. Bir kalem satın aldım / اِشْتَرَيْتُ قَلَمًا
Kütüphaneye uğradık / مَرَرْنَا بِالْكَعْبَةِ |
II
|
المفعول
فِيه
Ramazan ayında oruç tut (Ramazan:
Muzafun ileyh) / صُمْ شَهْرَ رَمَضَانَ
Açıklama: Meful-i fih, fiilin işlendiği yeri ve zamanı gösterir. Hırsız evin arkasına saklandı / اِخْتَفَى
اللِّصُ وَرَءَ البَيْتِ
Babalarına akşamleyin geldiler (Yusuf 12/16) / وَجَاءُوا
أَبَاهم عِشَاءً
Şehirde yeni bir mektep yapıldı / أُنْشِئَتْ
مَدْرَسَةٌ
جَدِيدَةٌ بِالْمَدِينَةِ
Evde oturdum / جَلَسْتُ فِي
الدَّارِ
|
III
|
المفعول
لَه (المفعول
لَأَجْلِهِ / المفعول
مِنْ
أَجْلِهِ)
Allah’ın
rızasının talep için amel et / اِعْمَلْ طَلَبًا لِمَرْضَاةِ
اللَّهِ
Açıklama: Meful-i leh, bir fiilin niye olduğunu, sebebini bildirir, “niçin?” sorusunun cevabıdır. Korktuğum için kaçtım / هَرَبْتُ خَوْفًا
Allah’a itaat için oruç tutarız / نَصُومُ لِإِطَاعَةِ اللَّهِ
|
IV
|
المفعول
مَعه
Mal tükenir, sen amelinle beraber baki kalırsın (Vav: Vav-ı
maiyye) / يَفْنَى
اْلمَالُ
وَتَبْقَى وَعَمَلَكَ
Açıklama: Meful-i maah, beraberlik bildirir, vav-i maiyye’den sonra gelir. Çocuk kıyı boyunca koştu / جَرَى الْوَلَدُ وَالشَّاطِئَ Halil’le birlikte kahvede oturdum / جَلَسْتُ فِي الْمَقْهَى وَخَلِيلًا |
V |
الحال
اَعْبُدُ
اللَّهَ
تَعَالَى خَائِفًا
رَاجِيًا
(Allah’ın rahmetini) ümit edici,
(azabından) korkucu olduğum halde Allah’a ibadet ederim
Açıklama: Hal, fiil olurken, failin, mefulun veya her ikisinin durumunu gösteren sözdür. “Nasıl?” sorusuna cevap teşkil eder. Korkarak (korka korka) konuştu / تَحَدَّثَ خَائِفًا
Mahmut’u uyur halde gördüm / رَأَيْتُ مَحْمُودًا نَائِمًا Çocuk, ağlayarak, bağırarak oturdu / جَلَسَ
الطِفْلُ بَاكِيًا
صَائِحًا
|
VI |
التمييز
İbadet yönünden alim güzel (hoş) oldu / طَابَ
اْلعَالِمُ عِبَادَة
ً
Açıklama: Temyiz, kendinden önce gelen bir isimle ne kastedildiğini açıklayan veya işin ne bakımdan olduğunu beyan eden yalın, nekra bir isimdir, mansubtur. Temyizin manasını açıkladığı isme mümeyyez denir. Bir sandık portakal satın aldım / اِشْتَرَيْتُ صُنْدُقًا بُرْتُقَالًا Bir kantar (
Çocuk bir bardak süt içti /شَرِبَ
الْوَلَدُ
كَأْسًا لَبَنًا / شَرِبَ
الْوَلَدُ
كَأْسًا مِنْ
لَبَنٍ /
شَرِبَ
الْوَلَدُ كَأْسَ لَبَنٍ
Zeynep bir metre kumaş satın aldı / اِشْتَرَتْ
زَيْنَبُ
مِتْرًا
قُمَاشًا
- Sayılardan sonra gelen isimler temyizdir, sayılar ise mumeyyezdir. Sayının temyizi, hareke ve çokluk bakımından şöyledir: 3-10: Cemi, mecrûr; 11-99: Mufret, mansûb; 100-1000: Mufret, mecrûr 3 kitap satın aldım / اِشْتَرَيْتُ ثَلَاثَةَ
كُتُبٍ
99 kitap satın aldım / اِشْتَرَيْتُ تِسْعَةً
وَتِسْعِينَ
كِتَابٍ
999 kitap satın aldım / اِشْتَرَيْتُ تِسْعَةً
وَتِسْعِينَ
وَتِسْعَمِائَةِ
كِتَابًا
- كَمْ ve كَأَيِّنْ / كَأَيٍّ soru edatlarından
sonra gelen isimler de temyizdir:
Kaç kitabın var? / كَمْ كِتًا عِنْدَكَ؟
Bunu kaç dirheme satın aldın? / بِكَمْ دِرْهَمٍ (دِرْهَمًا)
اِشْتَرَيْتَ
هَذَا؟
Nice adamlar gördüm! / كَأَيِّنْ رَجُلًا رَأَيْتَ!
|
VII |
المُستَثنَى
يَدْخُلُ
اْلجَنَّةَ
النَّاسُ
اِلَّا الْكَافِرَ
Kafirden başka,
insanlar cennete girer (en-Nâs: Müstesnâ minh, İllâ: İstisna
edatı, Kâfir: Müstesnâ/Müstesnâ bih)
Açıklama: Başlıca istisna edatları: حَاشَا,
عَدَا, خَلَا,
سِوَى,
غَيْرَ,
إِلَّا
Halid’den
başka bütün öğrenciler geldi / جَاءَ
الطُّلَّابُ إِلَّا خَالِدًا
Başkandan
başka bütün hırsızlar yaralandı / جُرِحَ
اللُّصُوصُ إِلَّا الرَّئِيسَ
- غَيْرَ kelimesi, nekira bir ismin sıfatı olarak da
kullanılır:
Bundan başka bir kitap okudum / قَرَأْتُ
كِتَابًا غَيْرَ هَذَا
|
VIII |
خبر
باب كان
Melekler Allah
Teala’nın kullarıdır / كَانَ
اْلمَلا
َئِكَة ُ عِبَادَ اللَّهِ
تَعَالَى
|
IX |
إسم
باب إنّ
Şüphesiz sual haktır / اِنَّ السُّؤَالَ حَقٌّ
|
X |
إسم
لا نفي الجنس
Gıybet edenin taatı makbul değildir / لَا طَاعَة
َ مُغْتَابٍ مَقْبُولَةٌ
|
XI |
خبر
ما و لا
المشتبهين
بليس
Gıybet helal değildir ve koğuculuk caiz değildir / مَا
اْلغِيْبَة
ُ حَلَالا ً وَلَا النَّمِيمَةُ جَائِزَة ً
|
XII |
الفعل
المضارع
الذي دخله
إحدى
النواصب
Günahlarımın bağışlanmasını istiyorum/seviyorum / اُحِبُّ اَنْ يُغْفَرَ ذ ُنُوبِي
|
XIII |
اَلْمَجْرُورُ (2) |
|
المجرور
بحرف الجرّ
İhlas ile amel et / اِعْمَلْ ِبإِخْلَاصٍ
|
I |
المجرور
بالإضافة
Kulun günahı kalbini karartır / ذَنْبُ اْلعَبْدِ يُسَوِّدُ
قَلْبَهُ
|
II |
اَلْمَجْزُومُ (1) |
|
1) الفعل
المضارع
الذي دخله
إحدى
الجوازم
Eğer ihlaslı olursan amelin kabul edilir / اِنْ
تُخْلِصْ يُقْبَلْ
عَمَلُكَ
|
I |
مَعْمُولٌ
بِالتَّبَعِيَّةِ
(/ اَلتَّوَابِعُ) (5)
Tabi/Tebeî mamuller: İrapta müstakil
olmayıp daha önce gelen kelimenin irabına uyan kelimelerdir.
|
|
اَلصِّفَةُ
(اَلنَّعْتُ)
Büyük (olan) Allah’a ibadet ediyorum / اَعْبُدُ
اللَّهَ اْلعَظِيمَ
Açıklama: Sıfat (Nat) tabi olduğu ismi niteler. Daima nitelediği isimden (mevsûf/men’ût) önce gelir ve erlik, dişilik, teklik, ikilik, çokluk, belirlilik ve belirsizlik açısından mevsufa uyar:
طِفْلٌ
صَغِيرٌ -
طِفْلَةٌ
صَغِيرَةٌ, اَلطِفْلُ
الصَّغِيرُ,
طِفْلاَنِ
صَغِيرَانِ -
طِفْلتَانِ
صَغِيرَتَانِ,
أَطْفَالٌ صِغَارٌ
– طِفْلاَتٌ
صَغِيرَاتٌ
Küçük bir çocuk-küçük
bir kız çocuğu, küçük çocuk, iki küçük çocuk-iki küçük kız
çocuğu, küçük çocuklar-küçük kızlar
|
I |
اَلْعَطْفُ
(/ عَطْفُ
النَّسَقِ):
Açıklama: Atıf, atf-ı neseq ve atf-ı beyan olmak üzere iki çeşittir. Atıf harflerinden sonra gelen kelimeye matuf (اَلْمَعْطُوفُ), önce gelen kelimeye ise matuf-i aleyh (اَلْمَعْطُوفُ عَلَيْهِ) denir. Uyarı: Matuf mecrur ise matuf-i aleyhteki cer harfinin veya muzafın tekrarı gerekir. Ali’yi ve Abdullah’ıselamladık / سَلَّمْنَا عَلَى عَلِيٍّ وَعَلَى عَبْدِ
للَّهِ
Halid’in ve senin kardeşinigördük / رَأَيْنَا أَخَا خَالِدٍ وَأَخَاكَ
1) وَ:
أُطِيعُ
اللَّهَ وَالرَّسُولَ
Allah’a ve Resulüne itaat ediyorum (Allah:
Matuf aleyh, Vav: Atıf harfi, er-Rasûl: Matuf)
Açıklama: Matuf
ve matuf-i aleyh arasında ortak bir ciheti anlatır, sıra
bildirmez yani matuf-i aleyhten sonra gelebileceği gibi önce de
gelebilir.
Baba ve oğul geldi / جَاءَ
الْأَبُ والْإِبْنُ
2) فَ: تَجِبُ
تَكْبِيرَةُ
الإِفْتِتَاحِ فَالقِيَامُ
İftitah tekbiri vacip olur, kıyam da (hemen
peşinden vacip olur)
Açıklama: Atıf
harfi olarak kullanıldığında matuf ve matuf-i aleyh
arasında ortak bir cihetle birlikte sıra da bildirir. Yani matuf-i
aleyh fe’den önce, matuf ise fe’den sonra gelir. Matuf-i aleyh ve matuf
arasında ardadalık varsa araya uzun bir zaman girmemişse fe
kullanılır.
Müdür ve
öğretmenler oturdu / قَعَدَ
الْمُدِيرُ فَالْمُعَلِّمُونَ
(Önce) ilim, sonra amel
vacip olur / 3) ثُمِّ:
تَجِبُ
العِلْمُ ثُمَّ العَمَلُ
Açıklama: “Sonra”
anlamına gelir ve sıra bildirir. Fe’den farkı, matuf-i aleyh
ile matuf arasına zaman girmiş olduğunu ifade etmesidir.
Baba kızıp
oğlunu dövdü sonra pişman oldu / غَضِبَ
الْأَبُ
فَضَرَبَ
ابْنَهُ ثُمَّ نَدِمَ
İnsanlar öldü, hatta peygamberler de (öldüler) / 4) حَتَّى:
مَاتَ
النَّاسُ حَتَّى الأَنْبِيَاءُ
Açıklama: “Bile”
manasına atıf harfi olarak kullanılır.
Balığı,
başı da dahil olmak üzere yedi / أَكَلَ
السَّمَكَةَ حَتَّى رَأْسَهَا
Kuşluk
(namazını) dört veyahut sekiz (rekat) kıl / 5) اَوْ:
صَلِّ
الضُحَى
أَربَعًا اَوْ ثَمَانِيَةً
Açıklama: “Yahut”
demektir, tereddüt veya seçme bildirir.
Bir gün yahut bir günün bir kısmı kadar kaldık / لَبِثْنَا
يَوْمًا أَوْ بَعْضَ
يَوْمٍ
Ya vacip veya müstehap (olarak) amel et / 6) اِمَّا:
اِعْمَلْ اِمَّا وَاجِبًا وَاِمَّا
مُسْتَحَبًّا
Açıklama: Tekrarlanarak
kullanılır, “ya…ya” manasına gelir.
Size ya Hasan, ya Salih yazdı / كَتَبَ
إِلَيْكُمْ إَمَّا حَسَنٌ وَ إِمَّا صَالِحٌ
7) اَمْ:
اَ رِضَاءَ
اللَّهِ
تَعَالَى
تَطْلُبُ اَمْ سُخْطَهُ
Allah Teala’nın rızasını mı
istiyorsun, yoksa gazabını mı?
Açıklama: “Yoksa” manasına gelir, bir işin, bir
şeyin açıklanmasını istemek için kullanılır.
Ayrıca bir işin yapılıp-yapılmamasının
tesirinin müsavi olduğunu anlatmak için de kullanılır.
Uykuda
mısın, yoksa uyanık mısın? / أَ
نَائِمٌ
أَنْتَ أَمْ مُسْتَيْقِظٌ؟
سَوَاءٌ
عَلَيْهِمْ
ءَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ
تُنْذِرْهُمْ
لَا
يُؤْمِنُونَ
Onlar korkutsan da korkutmasan da müsavidir
inanmazlar (Bakara 2/6)
İyiyi amel et, kötüyü
değil / 8) لَا:
اِعْمَلْ
صَالِحًا لاَ سَيِّئًا
Açıklama: Nefiy
(olumsuzluk, menfilik) anlatır, matufun, matuf-i aleyhin işine
katılmadığını ifade eder.
Elma yedik armut
değil / أَكَلْنَا
التُّفَّاحَ لَا الْإِنْجَاصَ
Helali belki
iyisini talep et / 9) بَلْ:
اُطْلُبْ
حَلاَلًا بَلْ طَيِّبًا
Açıklama: “Bilakis, Öyle değil, böyle,fakat, hiç
olmazsa” gibi manalar verir, olumsuzluk anlatır, vazgeçme bildirir. Kendinden
önce bir emir veya olumlu bir hüküm gelmişse, onu kaldırır,
gelmemiş gibi yapar.
Selim’i gördüm, hayır
Hasan’ı / رَأَيْتُ
سَلِيمًا بَلْ حَسَنًا
Gösteriş helal
olmaz, fakat ihlas (helal olur) / 10) لَكِنْ:
لاَ يَحِلُّ
رِئَاءٌ لَكِنْ اِخْلاَصٌ
Açıklama: “Fakat,
ancak” manasına gelir.
Hasan gitmedi, fakat yardımcısı gitti / مَا
ذَهَبَ
حَسَنٌ لَكِنْ
مُسَاعِدُهُ
|
II |
عَطْفُ
الْبَيَانِ
Nebimiz Muhammed’e (asv) iman ettik / آمَنَّا
بِنَبِيِّنَا مُحَمَّدٍ (عَلَيْهِ
الصَّلَاةُ
والسَّلَامُ)
Açıklama: Bir
ismi beyan ve izah etmek için ona ilave edilen diğer isme, atf-ı
beyan denir.
Kardeşim Zeyd
gitti / ذَهَبَ
أَخِي
زَيْدٌ
|
III |
اَلتَّأْكِيدُ
İhlası
talep et, ihlası - Günahların tümünü terk et / أَتْرُكِ
الذُّنُوبَ كُلَّهَا - اُطْلُبِ
اْلإِخْلَاصَ الْإِخْلاَصَ
Açıklama: Tabi olduğu kelimenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manadaki kapalılığı gideren sözdür ve iki çeşittir: 1) Lafzi tekit (اَلتَّأْكِيدُ
الَّفْظِيُّ): İsmin, fiilin, harfin,
hatta cümlenin tekrarı ile olur:
Aslan geliyor aslan / يَأْتِي
الْأَسَدُ الْأَسَدُ
Kardeşin başardı,
başardı / نَجَحَ نَجَحَ أَخُوكَ
Yalan söyleme! / لَا لَا تَكْذِبْ!
Katil odur o! / هُوَ
الْقَاتِلُ هُوَ
الْقَاتِلُ!
2) Manevî tekit (اَلتَّأْكِيدُ
الْمَعْنَوِيُّ): Bazı
kelimeler kullanılarak yapılır. Bu kelimelerin
başlıcaları şunlardır: جَمِيعُ,
كُلُّ, كِلَا,
كِلْتَا,
اَلنَّفْسُ, اَلْعَيْنُ
Arkadaşların hepsini selamladım / سَلَّمْتُ
عَلَى
الْأَصْحَابِ جَمِيعِهُمْ
Kitabın hepsini okudum / قَرَأْتُ
الْكِتَابَ كُلَّهُ
Erkek
hastaların ikisi de geldi / جَاءَ
الْمَرِيضَانِ كِلَاهُمَا
Kadın
hastaların ikisi de geldi / جَاءَتِ
الْمَرِيضَتَانِ كِلْتَاهُمَا
Erkek
hastaların ikisini de ziyaret ettik / عُدْنَا
الْمَرِيضَيْنِ كِلَيْهِمَا
Kadın
hastaların ikisini de ziyaret ettik / عُدْنَا
الْمَرِيضَتَيْنِ كِلْتَيْهِمَا
اَلنَّفْسُ,
اَلْعَيْنُ: Müfret bir kelimeyi tekit
için kullanıldıklarında müfret olarak, birden fazla
varlığı gösteren kelimeyi tekit için kullanılınca
ise أَفْعُلٌ vezninde cemi olarak gelirler. Ayrıca
başlarınaبِ getirilerek de
kullanılırlar:
Onunla Sultan kendisi konuştu / حَادَثَهُ
السُّلْطَانُ نَفْسُهُ / عَيْنُهُ
İki vezirin kendileri geldi / قَدِمَ
الْوَزِيرَانِ أَنْفُسُهُمَا / أَعْيُنُهُمَا
Vezirlerin kendileri geldi/Bizzat vezirler geldi / قَدِمَ
الْوُزَرَاءُ أَنْفُسُهُمْ / أَعْيُنُهُمْ
Bizzat kendisini
gördüm / شَهِدْتُهُ
بِعَيْنِهِ
|
IV |
اَلْبَدَلُ
Rabbine, alemlerin
ilahına ibadet et / أُعْبُدْ
رَبَّكَ اِلَهَ
اْلعَالَمِينَ
اُبْغُضِ
النَّاسَ مَنْ
عَصَى
اللَّهَ
تَعَالَى
مِنْهُمْ
İnsanlara (insanlardan bedel) onlardan Allah’a
isyan edenlere buğz et
Allah Teala’yı
(Allah’tan bedel) onun hakkını muhafaza et / اِحْفَظِ
اللَّهَ
تَعَالَى حَقَّهُ
Açıklama: Bedel,
kendisinden sonra gelen isme irap bakımından uyan isimdir ve dört
çeşittir. Bedelin önüne gelen isme mübdelün minh denir:
1)
Mutâbık bedel (بَدَلٌ
مُطَابِقٌ /
بَدَلُ
الْكُلِّ
مِنَ
الْكُلِّ): Bedelin, mübdel-i minhun
hepsi olmasıdır.
Arkadaşın Halit seni sordu (Arkadaşın: Mübdel-i minh, Halit: Bedel) / سَأَلَ
عَنْكَ
صَاحِبُكَ خَالِدٌ
Kâtip Hasan’a uğradık / صَادَفْنَا
الْكَاتِبَ حَسَنًا
Kardeşin Mahmut’u selamladık / سَلَّمْنَا
عَلَى
أَخِيكَ مَحْمُودٍ
Zeyd’in cesdedini/bedenini gördüm / رَأَيْتُ
زَيْدًا جَسَدَهُ / بَدَنَهُ
2) Bedel-i baz min kul (بَدَلُ
الْبَعْضِ
مِنَ
الْكُلِّ): Bedelin, mübdel-i minhun
hepsi değil bir parçası/kısmı olmasıdır.
Kitabın yarısını okudum / قَرَأْتُ
الْكِتَابَ نِصْفَهُ
Ekmeğin üçte
birini yedim / أَكَلْتُ
الرَّغِيفَ ثُلُثَهُ
Gecenin çoğu geçti / مَضَى
الَّيْلُ أَكْثَرُهُ
Zeyd’in elini gördüm / رَأَيْتُ
زَيْدًا يَدَهُ
3) Bedel-i iştimâl (بَدَلُ
الْإِشْتِمَالِ): Bedelin, mübdel-i minhun
hepsi veya bir parçası olmaması ancak onun şümulüne
(kapsamına) girmesidir.
Zeyd’in ilmi hoşuma gitti / أَعْجَبَنِي
زَيْدٌ عِلْمُهُ
Zeyd’in elbisesini gördüm / رَأَيْتُ
زَيْدًا ثِيَابَهُ
4) Bedel-i mübâyin li’l-mübdeli minh (اَلْبَدَلُ
الْمُبَايِنُ
لِلْمُبْدَلِ
مِنْهُ): Bedelin, mübdel-i
minhuntan tamamen farklı olmasıdır ve iki çeşittir:
a) Bedel-i idrâb (بَدَلُ
الْإِضْرَابِ):
أَكَلْتُ
خُبْزًا
Ekmek yedim (Ekmek ve et yiyen birisi böyle deyince, sonra et
yemiş olduğunu da ifade etmek istemişse, et kelimesini de
ilave eder:
أَكَلْتُ
خُبْزًا لَحْمًا
Ekmek, et yedim. Bu çeşit bedelde, et kadar ekmek kelimesi
de kastedilmiş olur. Birinci zikredilen ekmek’e metbû’, ikinci
zikredilen et’e tâbi’ denir)
b) Bedel-i galat ve nisyân (بَدَلُ
الْغَلَطِ
وَالنٍّسْيَانِ): Metbû
yanlışlıkla söylenmiş olur, tabi hemen onun yerine konur.
Bir köpeğin, atın
demek istedim yanından geçtim / مَرَرْتُ
بِكَلْبٍ فَرَسٍ
Zeyd’in eşeğini gördüm / رَأَيْتُ
زَيْدًا حِمَارَهُ
|
V |
اَلْإِعْرَابٌ
(أَنْوَاعُ
الْإِعْرَابِ
وَعَلَامَتُهُ) (10) - III
İ’râb: Amil sebebiyle murabın sonunun değişmesi Mu’rab: Sükunu ve harekesi amille olan Mebnî: Sükunu ve harekesi amille olmayan, devamlı aynı minval üzere olan |
اَلْحَرَكَةُ (3):
1) اَلضَّمَّةُ:
Açıklama: Ref’
alametleri şunlardır:
a) Damme:
Çocuk geldi / جَاءَ الْوَلَدُ
b) Müsennâda elif
İki çocuk geldiler / اَلْوَلَدَانِ جَاءَا
c) Erkek
çoğulunda ve beş isimde vâv
Çocuklar geldiler – Baban geldi / اَلْأَوْلَادُ جَاءُوا - جَاءَ أَبُوكَ
d) Beş fiilde (يَفْعَلاَنِ - تَفْعَلاَنِ - يَفْعَلُونَ - تَفْعَلُونَ - تَفْعَلِينَ) nun İki çocuk geldiler / اَلْوَلَدَانِ يَجِيئَانِ
2) اَلْفَتْحَةُ:
Açıklama: Nasb alametleri şunlardır: a) Fetha Çocuğu gördüm / رَأَيْتُ الْوَلَدَ
b) Müsennâda ve erkek çoğulunda ye İki çocuğu gördüm – Öğretmenleri gördüm / رَأَيْتُ الْوَلَدَيْنِ – رَأَيْتُ الْمُعَلِّمِينَ
c) Dişi çoğulunda kesre Bayan öğretmenleri gördüm / رَأَيْتُ الْمُعَلِّمَاتِ
d) Beş fiilde nun’un hazfi İki çocuk asla gelmeyecekler / اَلْوَلَدَانِ لَنْ يَأْتِيَا e) Beş isimde elif Babanı gördüm / رَأَيْتُ أَبَاكَ
3) اَلْكَسْرَةُ:
Açıklama: Cer alametleri şunlardır: a) Kesre Adama selam verdim / سَلَّمْتُ
عَلَى الرَّجُلِ
b) Gayr-i munsarifte fetha Mescitleri ziyaret ettim / زُرْتُ الْمَسَاجِدَ c) Müsennâda, erkek çoğulunda ve beş isimde ye سَلَّمْتُ
عَلَى رَجُلَيْنِ - سَلَّمْتُ
عَلَى الْمُعَلِّمِينَ - سَلَّمْتُ
عَلَى أَبِيكَ
İki adama selam verdim – Öğretmenlere selam verdim – Babana selam verdim
==========================================================
Açıklama: Cezm alametleri şunlardır: a) Sukûn O bilmedi / لَمْ يَعْلَمْ b) Son harfi illetli muzâride illet harfinin hazfi O görmedi / لَمْ يَرَ (أصله: يَرَى)
c) Beş fiilde nun’un hazfi Onlar bilmediler / لَمْ يَعْلَمُوا
|
I |
اَلْحَرْفُ (4):
1) و:
- Erkek çoğulunda ve beş isimde vâv, ref’ alametidir:
Çocuklar geldiler – Baban geldi / اَلْأَوْلَادُ جَاءُوا - جَاءَ أَبُوكَ
2) ي:
a) Müsennâda ve erkek çoğulunda ye, nasb alametidir: İki çocuğu gördüm – Öğretmenleri gördüm / رَأَيْتُ الْوَلَدَيْنِ – رَأَيْتُ الْمُعَلِّمِينَ
b) Müsennâda, erkek çoğulunda ve beş isimde ye, cer alametidir: سَلَّمْتُ
عَلَى رَجُلَيْنِ - سَلَّمْتُ
عَلَى الْمُعَلِّمِينَ - سَلَّمْتُ
عَلَى أَبِيكَ
İki adama selam verdim – Öğretmenlere selam verdim – Babana selam verdim
3) ا:
a) Müsennâda elif,
ref’ alametidir:
İki çocuk geldiler / اَلْوَلَدَانِ جَاءَا
b) Beş isimde elif, nasb alametidir: Babanı gördüm / رَأَيْتُ أَبَاكَ
4) ن:
- Beş fiilde nun, ref’ alametidir:
İki çocuk geldiler / اَلْوَلَدَانِ يَجِيئَانِ
|
II |
اَلْحَزْفُ (3):
Sen vurmadın / لَمْ تَضْرِبْ1) حزف
الحركة:
O savaşa gitmedi / لَمْ يَغْزُ2) حزف الآخِر /
الحرف:
O ikisi vurmadılar - Onlar vurmadılar / لَمْ يَضْرِبَا –
لَمْ يَضْرِبُوا3) حزف
النون:
|
III |
اَلْمُلْحَقُ- IV
|
اَلْإِعْرَابُ
بِحَسَبِ
المَحَلِّ (4)
Mahallen irap
mebnilerde, takdiren irap ise muraplarda olur
|
|
بِالْحَرَكَةِ
اْلمَحْضَةِ
تَامُّ الْإِعْرَابِ (مختصّ
بالإسم):
Tâm irab: Harekenin kelimenin sonunda tam olarak gözükmesidir:
Zeyd geldi / جَاءَ زَيْدٌ
Nâkıs irab: Harekenin kelimenin
sonunda ya hiç ya da tam olarak gözükmemesidir:
Kadı geldi / جَاءَ الْقَاضِي
Ahmet geldi / جَاءَ
اَحْمَدُ
) اِسْمٌ
مُفْرَدٌ
مُنْصَرِفٌ1
Resul bize geldi / رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ:
جَائَنَا الرَّسُولُ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Resulü tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْفَتْحَةِ:
صَدَّقْنَا الرَّسُولَ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Resule iman ettik / جَرُّهُ
بِالْكَسْرَةِ:
آمَنَّا بِالرَّسُولِ (عَلَيْهِ
السَّلاَمُ)
) جَمْعُ
الْمُكَسَّرِ
الْمُنْصَرِفِ2
Gökten kitaplar nazil oldu / رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ:
نَزَلَ مِنَ
السَّمَاءِ كُتُبٌ
Biz kitapları tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْفَتْحَةِ:
صَدَّقْنَا اْلكُتُبَ
Biz kitaplara iman ettik / جَرُّهُ
بِالْكَسْرَةِ:
آمَنَّا بِالْكتُبِ
) اَلْإِعْرَابُ بِحَسَبِ
الصِّفَةِ3
لَفْظِيٌّ: جَاءَ زَيْدٌ
Zeyd geldi (“Zeydün” kelimesinde failin harekesi
olan damme tam olarak görünüyor)
تَقْدِيرِيٌّ:
اَنَا الْعَاصِي
Ben asiyim/günahkarım (el-Âsî: Failin harekesi olan
damme, yazıda görünmediği için/el-Âsiyyu demek zor olduğu için
takdiren merfudur)
مَحَلِّيٌّ:
تَوَكَّلْنَا عَلَى مَنْ لَا
يَأْتِى
اْلخَيْرُ اِلاَّ
مِنْ
جِهَتِهِ
(Mebnî olanlarda mahallî irap oluyor)
Hayır ancak onun yüzünden
gelen (Allah’a) tevekkül ettik
Bu adam geldi (Hâzâ:
Mebni, fâil takdiren merfu; er-Racül: Sıfat/Bedel) جَاءَ هّذَا الرَّجُلُ
) بِالْحَرَكَةِ
اْلمَحْضَةِ
نَاقِصُ الْإِعْرَابِ (مختصّ بالإسم):4
) غَيْرُ
مُنْصَرِفٍa
Bize Ahmet (as) geldi رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ:
جَائَنَا اَحْمَدُ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Biz Ahmet’i (as) tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْفَتْحَةِ:
صَدَّقْنَا اَحْمَدَ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Biz Ahmet’e (as) inandık / جَرُّهُ
بِالْفَتْحَةِ:
آمَنَّا بِاَحْمَدَ
(عَلَيْهِ السَّلَامُ)
) جَمْعُ
الْمُؤَنَّثِ
السَّالِمِ b
Bize mucizeler geldi / رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ:
جَائَنَا مُعْجِزَاتٌ
Biz mucizeleri tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْكَسْرَةِ:
صَدَّقْنَا مُعْجِزَاتٍ
Biz mucizelere inandık / جَرُّهُ
بِالْكَسْرَةِ:
آمَنَّا بِمُعْجِزَاتٍ
|
I |
بِالْحُرُوفِ
اْلمَحْضَةِ
تَامُّ الْإِعْرَابِ (مختصّ
بالإسم):
) الأسماء
الستة
(الأسماء
الخمسة) المُعْتَلَّةُ
المضافة في
غير ياء
المتكلم:1
Bize Ebülkâsım (Muhamed
aleyhisselam) geldi رَفْعُهُ
بِالْوَاوِ: جَائَنَا اَبُواْلقَاسِمِ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Biz Ebülkâsım’ı tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْأَلِفِ:
صَدَّقْنَا اَبَا
اْلقَاسِمِ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Biz Ebülkâsım’a inandık / جَرُّهُ
بِالْيَاءِ:
آمَنَّا بِأََبِى
اْلقَاسِمِ (عَلَيْهِ
السَّلَامُ)
Açıklama: Bazıları,
Arapların onu kullandığının kendilerin
ulaşmadığını söyleyerek هَنُوهُkelimesini
düşürüp sayıyı beşe indirmişlerdir.
أَبٌ
- أَخٌ - حَمٌ –
هَنٌ – فُو – ذُو
Baba – kardeş - kayın peder - söylenmesi çirkin olandan kinaye (kadın
veya erkeğin avret yeri) - ağız - sahip
اَبُوهُ
– اَخُوهُ – حَمُوهَا
– هَنُوهُ – فُوهُ
– ذُو (مَالٍ)
ذُو
ج أُولُو–
أُولِي
2) بِالْحُرُوفِ
اْلمَحْضَةِ
نَاقِصُ الْإِعْرَابِ (مختصّ
بالإسم):
) جَمْعُ المُذَكَّرِ
السَّالِمِa
Bize peygamberler geldi / رَفْعُهُ
بِالْوَاوِ:
جَائَنَا اْلمُرْسَلُونَ (عَلَيْهِمُ
السَّلاَمُ)
Biz peygamberleri tasdik ettik / نَصْبُهُ
بِالْيَاءِ:
صَدَّقْنَا اْلمُرْسَلِينَ (عَلَيْهِمُ
السَّلَامُ)
Biz peygamberlere iman ettik / جَرُّهُ
بِالْيَاءِ:
آمَنَّا بِااْلمُرْسَلِينَ (عَلَيْهِمُ
السَّلاَمُ)
) تَثْنِيَةُ
اِثْنَا وَ
كِلاَb
رَفْعُهُ
بِالْأَلِفِ:
جَائَنَا الْأِثْنَانِ
كِلاَهُمَا
اَىِ
اْلكِتَابُ
وَالسُّنَّةُ
Bize iki(si) beraber geldi (yani Kitap ve
Sünnet)
Biz ikisine beraber ittiba ettik / نَصْبُهُ
بِالْيَاءِ:
اِتَّبَعْنَا اْلأِثْنَيْنِ
كِلَييْهِمَا
Biz ikisiyle beraber amel ettik / جَرُّهُ
بِالْيَاءِ: عَمِلْنَا بِالأِثْنَيْنِ
كِلَيْهِمَا
|
II |
بِالْحَرَكَةِ
مَعَ الْحَزْفِ
تَامُّ الْإِعْرَابِ (مختصّ
بالفعل
المضارع):
) آخِرُهُ
حَرْفٌ
صَحِيحٌ (المضارع
الذي لم يتصل
بآخِره ضمير)1
İstiyoruz/Seviyoruz
/ رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ: نُحِبُّ
Şefaat
olunmaklığımızı / نَصْبُهُ
بِالْفَتْحَةِ: اَنْ نُشْفَعَ
(Ondan) mahrum olmamamızı / جَزْمُهُ
بِحَذْفِ
الْآخِرِ: وَلَمْ نُحْرَمْ
) آخِرُهُ
حُرُوفُ
عِلَّةٍ (المضارع
الذي لم يتصل
بآخِره ضمير
وهو حرف علة)2
Allah Teala’ya dua ediyoruz /رَفْعُهُ
بِالضَّمَّةِ: نَدْعُواللَّهَ
تَعَالَى
Bizi affetmesini /نَصْبُهُ
بِالْفَتْحَةِ: اَنْ يَعْفَوَنَا
Bizi ateşe
(cehenneme) atmamasını / جَزْمُهُ
بِحَذْفِ
الْآخِرِ: وَلَمْ يَرْمِنَا فِي النَّارِ
|
III |
بِالْحُرُوفِ
مَعَ
الْحَزْفِ
نَاقِصُ
الْإِعْرَابِ
(المضارع
الذي لم يتصل
بآخِره ضمير
غير نون) (مختصّ
بالفعل):
Veliler ve alimler kıyamet günü
şefaat ederler / رَفْعُهُ
بِالنُّونِِ: اَلْأََوْلِيَاءُ وَاْلعُلَمَاءُ يَشْفَعَانِ
يَوْمَ
الْقِيَامَةِ
Bize şefaat
etmelerini ümit
ediyoruz / نَصْبُهُ
بِحَذْفِ
النُّونِ:
فَنَرْجُو
اَنْ يَشْفَعَا لَنَا
Bizden yüz çevirmemelerini (ümit ediyoruz) / جَزْمُهُ
بِحَذْفِ
النُّونِ: وَلَمْ يُعْرِضَا عَنَّا
|
IV |
Çoğul / الجمع |
İkil
/ المثنّى
|
Tekil
/ المفرد
|
|
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَزْفِ |
3. şahıs erkek / الغائب
المذكّر
|
مبني |
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَزْفِ |
3. şahıs
kadın / الغائبة
المؤنّث
|
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَزْفِ |
2. şahıs erkek / المخاطب
المذكّر
|
مبني |
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
بِالْحُرُوفِ مَعَ الْحَزْفِ |
2. şahıs
kadın / المخاطبة
المؤنّث
|
بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَزْفِ |
-
|
بِالْحَرَكَةِ مَعَ الْحَزْفِ |
1. şahıs (ortak =
erkek - kadın) / المتكلّم
(المشترك =
المذكر -
المؤنث)
|
