Büyük fethin 560. yıldönümü
ImagePEYGAMBERİMİZİN (S.A.V) MÜJDELEDİĞİ BÜYÜK FETHİN, KOSTANTINIYYE’NİN İSTANBUL OLUŞUNUN 560. YIL DÖNÜMÜ

Kostantınıyye- İstanbul- milâttan altı buçuk asır kadar önce, Sarayburnu’nda küçük bir köy olarak kurulmuş, zamanla genişleyip büyük bir şehir hâlini almış, bir “Belde-i Tayyıbe” güzel beldedir.

Kostantiniyye şehri hâline gelişi, Milâdî tarihle 300 yılına tesâdüf eder. Bundan altmış beş yıl sonra da, Şarkî Roma Imparatorluğu’nun merkezi hâline gelince, önemi daha da artar.

Kostantınıyye- İstanbul; lâtif havası, denizi, pırıl pırıl manzarası, suları, yeşilikleri ve Asya ile Avrupa arasında köprü teşkil edecek eşsiz konumu itibâriyle, pekçok milletlerin hayâlini süslemekteydi.

Tarihin seyri içerisinde, bir çok gayrimüslim hükümdar ve kral, bu güzel şehre sâhip olmak için açık ve gizli tertipler hazırlamış, ordular toplayıp muhâsaralar yapmışlardır.

Kostantınıyye- İstanbul-Müslüman Araplar ve Türkler tarafından da defalarca muhâsara edilmiştir.

Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra, İslâm’ın en mukaddes şehri olan İstanbul’un Fethi’nin, diğer bir tabirle Kostantınıyye’den İstanbul hâline dönüşünün 560’ıncı sene-i devriyesi münâsebetiyle; bu güzel şehrin fethi için, asrı saâdetten sonra Müslümanlar tarafından yapılan fetih teşebbüsleri, muhâsaralar, sebepleri ve feth-i mübîne kısaca bir bakalım.

Ancak, hemen ifade edelim ki, asrı saâdet Müslümanlarından, hazreti Fatih’e kadar Istanbul’un fethi için yapılan bütün fetih teşebbüsleri ve muhâsaraların yegâne gâyesi; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in: “Hak teâla hazretleri, mü’min kullarına Roma’nın merkezi olan Kostantınıyye’nin (Istanbul) tesbih ve tekbirlerle fethini nasip buyurmadıkca, kıyâmet kopmayacaktır. Ümmetimden ilk deniz gazâsına çıkan askerler (cenneti ve mağfireti) hak etmişlerdir. Kayser’in şehrine (Kostantınıyye-Istanbul’a) gazâya giden ilk askerler de mağfiret olunmuştur. Kostantınıyye-Istanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askerleri ne güzel askerdir.” müjdesine nâil olma arzusudur.

Tarihi incelediğimiz zaman, Istanbul’un Müslümanlar tarafından tam 15 kere muhâsara edildiğini, 15’inci muhâsarada büyük kumandan hazreti Fatih ve onun şerefli askerleri tarafından ebediyyen Müslüman Türk’e ait olmak üzere FETHEDILDIĞINI görmekteyiz.

MÜSLÜMAN ARAPLAR TARAFINDAN YAPILAN FETİH TEŞEBBÜSLERİ (MUHÂSARALAR)

1. Muhâsara, 665 tarihinde Halife Hazreti Osman (r.a.) zamanında Şam vâlisi Hazreti Muâviye (r.a.)’nin emrindeki Müslüman ordusu tarafından yapılmıştır.

2. Muhâsara, 668 tarihinde Hazreti Muâviye (r.a.)’nin halifeliği zamanında Süfyan ibni Avf hazretleri kumandasında yapılmıştır.

Bu muhâsaraya Istanbul’un manevî fâtihi ve şeref misafiri, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sancaktârı Hazreti Halid Ebû Eyyüb El-Ensârî (r.a.) hazretleri de iştirak etmiş ve Istanbul surları önünde şehit olmuştur.

3. Muhâsara, Emevi halifesi Süleyman ibni Abdülmelik’in kardeşi Mesleme kumandasında,

4. Muhâsara, 712 tarihinde Ömer ibn Abdülaziz (r.h.) zamanında,

5. Muhâsara, 722 senesinde Emevilerden ikinci Yezid zamanında,

6. Muhâsara, 785 senesinde Halife Hârun Reşid zamanında olmuş ve Imparatoriçe Irini ile anlaşma yapılarak vergi vermek şartı ile muhâsara kaldırılmıştır.

7. Muhâsara, 854 senesinde Abbâsi Halifesi Mütevekkil zamanında,

8. Muhâsara, Abbâsi halifelerinden Mühtedî zamanında,

9. Muhâsara: yine Abbâsi Halifelerinden Mu’temid zamanında yapılmıştır.

Bu muhâsara, Abbâsilerin Bizans’ı son muhâsarası olmuştur.

MÜSLÜMAN TÜRKLER TARAFINDAN YAPILAN FETİH TEŞEBBÜSLERİ (MUHÂSARALAR)

Kostantınıyye (Istanbul) Müslüman Türkler tarafından da beş defa kuşatılmıştır.

Müslümanlar tarafından yapılan 10. , Müslüman Türkler tarafından yapılan ilk Muhâsara, 1391 tarihinde Osmanoğullarından Yıldırım Bâyezid Hân tarafından yapılmıştır.

11. Muhâsara, Yıldırım Bâyezid Hân’ın ikinci kuşatmasıdır. Haçlı ordusunun Niğbolu Kalesi’ni muhâsarası üzerine kaldırılmıştır.

12. Muhâsara, Yıldırım Bâyezid Han’ın üçüncü kuşatmasıdır.

13. Muhâsara, Yıldırım Bâyezid Han’ın oğullarından şehzâde Musa Çelebi tarafından yapılmıştır.

1402′de Ankara Savaşı’nda Timur, Osmanlı’yı mağlub edince Bizanslılar surlar içindeki Müslüman mahallesini ve Câmi’yi yıkmışlar, orada bulunan Osmanlı halkını kovmuşlar, bazılarını da öldürmüşlerdi. Bizanslıların bu hareketine karşı, Yıldırım Bâyezid Han’ın oğullarından şehzâde Musa Çelebi topladığı ordu ile Istanbul’u kuşatmış, ancak muvaffak olamamıştır.

14. Muhâsara, Fatih’in babası Sultan ikinci Murad Han tarafından 1422 senesinde yapılmış, ancak fetih nasip olmamıştır.

15. ve son Muhâsara, Fâtih Sultan Mehmed Han tarafından yapılmıştır.

53 gün süren bu muhâsara sonunda, 29 Mayıs 1453 Salı günü, artık biiznillah ebediyyen Müslüman-Türk kalacak olan güzel Istanbulumuz fethedilmiş ve “Kostantınıyye artık -Istanbul – olmuştur.

Böylece; “Kostantınıyye-Istanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onun askerleri ne güzel askerdir.” PEYGAMBER MEDHIYESINE Fâtih Sultan Mehmed Han ve şerefli askerleri nâil olmuşlardır.

Sultan ikinci Murad Han, geleceğin fâtihi olacağına inandığı oğlunun her yönü ile iyi yetişmesi için büyük âlim Molla Gürânî başkanlığında devrin önde gelen âlimlerini şehzâde Mehmed’e hoca tayin ederek onun Din ve dünya ilimleri ile mücehhez olarak yetişmesini sağlamış, ileri görüşlü bir büyük Sultandır.

Geleceğin Fâtihi, şehzâde Mehmed, babasının gayret ve basîreti sayesinde öyle bir ilim ve edep almıştı ki, küfrün bulutlarını darmadağın edecek iman ve Islâm şuûruna; Bizans’ın surlarını taş taş sökecek teknik bilgilere, tarihte çığır açıp, çığır kapayacak siyasî dehâya ve ana dilinden başka beş yabancı lisana bihakkın vâkıf bulunmakta idi. Döktürdüğü topların menzil hesaplarını bizzat yapacak kadar hendese’ye vâkıf yani mühendislik bilgilerine sâhip bulunan şehzâde Mehmed, o gün “Müderris”adı verileri bir profesör seviyesinde Islâmî bilgilere de sâhipti.

Şehzâde Mehmed’i Istanbul’u fethetme hevesine sevk eden âmil, aslâ cihangirlik sevdâsı değildi. Resûlüllah Efendimizin asırlarca evvel müjdelediği fetih ve “Orayı fetheden kumandan ne güzel kumandandır” hadîsi şerifindeki övgüye lâyık olmak arzusu idi.

Buna ilâve olarak, Istanbul’un fethi Osmanlı Devletinin Asya ile Avrupa kıtalarındaki ülkeleri birleştirecek, muvâsala ve müdâfaa imkânlarını kolaylaştıracak ve her iki kıt’ada genişlemeye yardım edecekti.

Azmi önünde alınmayacak kal’a, yıkılmayacak sur tanımayan Ikinci Mehmed, fethi kolaylaştırmak için boğazı kontrolü altına almak için Rumeli Hisarını yapmaya karar verir.

Din ile tekniği, hacimle şekil gibi rûhunda mezceden şehzâde Mehmed, bizzat hazırladığı sur plânını, Peygamber Efendimizin ismi şerifi olan “Muhammed” şeklinde çizer.

Mim harfinin geleceği yerlere kuleler koyarak, Kâinâtın Efendisi Hazret-i Muhammed’in yoluna baş koyduğunu:

“Avni Hakkı himmet-i cünd-i Ricâlüllah ile,

Ehl-i küfrü serseter kahreylemektir niyyetim”, diyerek, Yüce Allah’a olan tevekkülünü ve Ricâlüllah’a olan güvenini dile getirir ve dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisarı’nı yaptırır.

Tamamı Kur’an ehli olan ordusunun içinde serâmedân-ı evliâyadan, önde gelen Allah doslarından ve ilmin zirvesindeki ulemâdan yetmiş yedi kişi vardı.

Bu muhterem zatlar; yaptıkları vaaz ve öğütlerle Allah yolunda gayretin faziletini, kulaklardan gönüllere, hayat iksiri gibi akıtmışlar ve İslâm askerlerini birer “Serdengeçti” Islâm gazisi hâline getirmişler, hayatlarını istihkâr ederek, vatan ve Peygamber övgüsü uğrunda şehid olmayı tercih eden yiğitler hâline getirmişlerdir.

Islâm şuûru ile yetişmiş ve Allah yolunda, vatan uğrunda şehid olma hevesiyle bilenmiş bu muazzez ordu, 7 Şubat 1453′te Edirne’den hareket etmiş, 5 Nisan’da Istanbul surları önüne varmıştır.

Şâir, âlim, âbid ve istikbâlin Fâtihi Sulştan Mehmed; o gün ordusuna imam olmuş, öğle namazını bizzat kendisi kıldırdırmış sonra, şükür secdesine kapanarak Allahü Teâlâ’ya, ordusunu muzaffer kılması için duâ edip, muhasaranın fiilen başladığını ilân etmiştir.

Celallendiği zaman, atını denize sürüp düşmanı kahretmek isteyen Sultan Mehmed, yetmiş parçalık bir donanmayı, karadan yürüterek Haliç’e indirmiş, dünya tarihinde ilk ve son defa görülmüş bir olmazı başarmıştır.

Verdiği kararda en ufak bir fikir zaafı göstermeyen Sultan Mehmed, aralıksız olarak surları yirmi gün top ateşine tutturur.

Muhâsara bütün gücüyle devam etmesine rağmen şehrin alınması gecikince, heyecânından yerinde duramaz, zaman zaman atını ateş hattına kadar sürerek, askerlerinin kuvve-i mâneviyelerini takviye ederdi.

Kan dökmek gâyesi gütmeyen Sultan Mehmed, bir ara Isfendiyaroğlu’nu, Şarkî Roma împaratoru’na elçi olarak gönderir; “Kan dökülmesini istemiyoruz şehri teslim ediniz”. diye haber gönderir. Imparator bu teklifi reddedince muhârebeye devam emrini verir.

O sırada, devrin sadrazamı, Sultan Mehmed Hân’a, “muhâsaranın kaldırılmasını” teklif edince tarihlere şan veren şu cevabı âlır.

“Paşa! Paşa! Hayır!.. Muhâsara aslâ kaldırılamaz. Ordularımın önünde düşmeyecek bir kal’a, mağlup olmayacak bir ordu yoktur.

Ya ben Bizans’ı alırım, ya Bizans beni!”.

der.
O günün harp tekniğine göre kanlı bir muhârebe başlamıştı.

Yeni tüneller açılıyor, temeller barutla tahrip ediliyor, toplarla kale bedenleri dövülmeye devam ediliyordu.

Islâm askeri, dâsitânî bir ferâgatle, kahramanca dövüşmekte, “ya gâzi veya şehîd” olmaya azmetmiş bulunmaktaydı.

Takvimler 29 Mayıs 1453 tarihini gösteriyordu. Sultan Mehmed Hân’ın sabrı son raddeye gelmişti. Artık Kostantınıyye fethedilmeli, İstanbul, Islâm beldeleri aralarına katılımalıydı.

O günün gecesinde hiçbir kimse uyumamış, herkes duâ ederek ordunun zaferi için niyazda bulunmuşlardı.

Sabah namazı kılınmış, güneş ortalığı aydınlatırken Sultan Mehmed Hân ordularına hücum emrini vermişti.

Mü’minlerin ağızlarından çıkan tekbirler, Allah Allah sesleri, kal’a duvarlarında akisler yaparak etrafa yayılıyordu.

Allah’ın Rasûlü, ins-ü cin Peygamberi Hazreti Muhammed’in, “Hak Teâla Hazretleri, Rum (ların elinde bulunan) Kostantiniyye’nin fethini tekbir ve tesbihlerle mü’min kullarına müyesser kılmadıkça kıyâmet kopmaz” hadîs-i şerifindeki müjdesi yaklaşmış bulunuyordu.

Sultan Mehmed Hân, vezirlerin muhâlefetine rağmen, atını ön saflara kadar sürüyor:

Enbiyâ ve evliyâya istinâdım var benim.

Lutf-u Hak’tandır hemen ümîdi fethi nusretim.

Vurun cengâverlerim, koman yiğitlerim! Allah büyüktür. diyerek kahramanca kılıç sallıyordu.

İşte o anda, Ulubatlı Hasan, tırnakları ile kal’aya tırmanmaya muvaffak olmuş, Türk bayrağını surların üze-rine dikmişti.

Bunu gören İslâm askeri coşmuş ve artık hiçbir engel tanımaz hâle gelmişti.

Surlarda büyük boşluklar açılmış ve buralardan içeri giren yiğitler kale kapısını açmışlardı.

Artık Kostantiniyye fetholunmuş, Müslüman Türk’ün malı olmuş, biiznillah ebediyyen Müslüman Türk kalacak olan İstanbul adını almıştı.

Böylece, “Kostantınıyye- Istanbul elbette ve muhakkak fetholunacaktır. (Orayı fetheden ordunun) kumandanı ne güzel emir’dir, O’nun askerleri ne güzel askerdir” Peygmaber övgüsüne Fatih Sultan Mehmed Han ve kahraman askerleri nâil olmuşlardır.

Büyük fethin 560’ıncı sene-i devriyesi münâsebetiyle başta büyük Hâkân Sultan Muhammed Fatih Han olmak üzere, bütün ecdâdımızın, şühedâ ve guzât-ı Müslimînin aziz ve temiz ruhlarına, yüce Mevlâ’dan ganî ganî rahmet niyâzı ile, (lütfen birer Fatiha üçer İhlas-ı Şerif okuyarak hediye edelim)..Cümlesinin ruhları şâd olsun…

FATİH SULTAN MEHMED HAN’IN PEYGAMBER EFENDİMİZ’E HİTÂBEN YAZDIĞI ŞİİR

 

Senin tenine değmeyen, yağmuru istemem,

Meltemi istemem…

Sana yanmayan yıldızı istemem.

 

Bülbüller söyleyecekse, Seni söylesin,

Senden okumayan bülbülü,

Ne söylerse dinlemem..

 

Özlemim Sen olacaksan, yansın yüreğim,

Sılası Sen olmayan vatanı,

Gurbeti istemem, vatanı istemem..

Senden gayrı bir aşkla kül olursa kalbim,

Bu kalbı istemem..

Sonu Sana çıkmayan yolu,

Yönü istemem, yolu istemem…

 

Kalbini fethedecekse, geçerim bin Sina’yı birden,

Yoksa neyime! Bu feth’i istemem,

Mısır’ı istemem, cihânı istemem..

 

Ben sultan Mehmed’im,

Önündeyim Konstantin’in,

Yakarım ben bu şehri,

Bir tebessümün için..

 

Ben Senin ümmetinim, Sensin benim Efedim,

Senden gayrı, Senden başka,

Efendi istemem, sevgili istemem…

(Fatih Sultan Mehmet Han)

Cennet mekân, büyük hâkân Fatih Sultan Mehmed Han’ın Peygamber Efendimiz’e hitâben yazdığı bu şiiri,

“Ben sultan Mehmed’im, önündeyim Konstantin’in, Yakarım ben bu şehri, bir tebessümün için” ifâdelerinden anlaşıldığı üzere, İstanbul’un fethi öncesi muhasara devam ederken yazdığı anlaşılmaktadır.

 

FATİH SULTAN MEHMED HÂN’IN DİLİNDEN HAYATININ GÂEYESİ VE HEDEFİ

 

Imtisâl-ü câhid-ü fillah olubdur niyyetüm,

Dîn-i Islâm’ın mücerred gayretidir gayretüm.

Fazl-ı hakk u himmet-i cünd-i ricâlullah ile,

Ehl-i küfrü serteser, kahreylemekdür niyyetüm.

Gayretim, mücerred Islâmî gayret ile, Allah rızası için, Allah yolunda cihâd’a sarılmak olup, Yüce Allah’ın fazl-u keremi ve manevî ordularının yardımı ile, ehl-i küfrü baştan başa kahreylemektir niyetim.

Enbiyâ vü evliyâya istinâdum var benüm,

Lûtf-i Hak’dandur heman ümmid-i feth ü nusretüm.

Nefs ü mâl ile n’ola kılsam cihanda ictihâd,

Hamdülillah var gazâya sad hezâran rağbetüm.

Benim, Peygamberler ve Allah’ın velî kullarına dayanağım var, onların himmeti (manevî) yardımı ve Allah’ın lütfi ile, Fethin nasip olacağına inandım.

Allah’a hamdolsun ki, benim nefsime pay çıkarma ve mal, şöhret edinme gibi bir gayretim (ve düşüncem) yoktur. Ben sadece Allah yolunda, Allah’ın Dîni uğrunda gazâ ederim.

Ey Muhammed! Mucizât-i Ahmed-i Muhtar ile,

Umaram gâlib ola a’dâ-yi dîne devletüm.

Ey Muhammed! Umarım (Yüce Allah’dan dilek ve niyâzım odur) ki, Ahmed-i Muhtâr’ın seçilmiş Ahmed (Muhammed) aleyhisselâmın mu’cizeleri ile, devletim Din düşmanlarına dâima gâlip olur.

Avnî: (Fatih Sultan Mehmed)

 

Büyük fethin 560. yıldönümü  
 
İsim
Email